Tarihçe-i Hayat · s. 627
BEDİÜZZAMAN
Bergson "Ahlâkla Dinin İki Kaynağı" adlı son kitaplarından birisinde; bilhassa ahlâkın, bir insan cemiyetinde alçalmış vak'a derekesinden ulvi mefkûre seviyesine ancak dindar ve temiz şahsiyetler sayesinde yükselebileceğini kaydeder.
Bu görüş, insanlık ve Müslümanlık tarihinde sayısız örneklerle her zaman tahakkuk eylemiştir. Zaten psikoloji ilmine dayanan terbiye sanatı –an'anevî yollarında– bu umdeye tutunduğu ve yeni bir istikamet verilecek nesilleri bu kabîl örnek insanları taklide sevk ettiği nisbette, bizden evvelki devirlerde, bizden çok mesud insanlar yetiştirmiştir.
Bediüzzaman, hangi cemiyette ve hangi devirde yaşarsa yaşasın, işte bu işaret ettiğimiz örnek insan vasıflarını muhafaza eden temiz ve müstesna şahsiyetlerden birisidir. Türk milletini mahvetmek için casus ellerle perde arkasında yetiştirilmiş ve Türk milletini yalanla, dolanla her saniye aldatmayı kendine bir geçinme sanatı edinmiş bir sürü vatan haini ve millet düşmanı mahluklar, bu temiz şahsiyetin yıllardan beri hayatını cendereye sokmuştur.
Sorarız: (Fakat kime soracağız? Bu sorgudan da ne umacağız?) Bütün tarihimizde, her fırsatta, en korkunç ve amansız düşmanlığını ispat eden Fener Patrikleri, muhteşem saraylarında saltanat sürerken; bu aziz toprağın asırlardan beri tapusunu –en az bin senelik bir mülkiyet hakkıyla– etinde ve kalbinde taşıyan Bediüzzaman, bu fesat ocağının bir kapıcısı kadar da mı yaşamak hakkından mahrum kalsın?
Hangimiz yaprakları arasında fikrî ve ruhî seyahatlere kalktığımız kitaplarımızın, ansızın mukaddes bilinen meskenimize tecavüz edilerek, odamızda baskına uğrayarak ellerimizden kapılıp gasbedilmesine tahammül edebiliriz? Böyle bir hareket –güya taklit edilen– çağdaş medeni cemiyetlerden en geri kalan İspanya'da da vuku bulamaz. Hele vukuundan sonra nâmütenahî aslâ tekerrür edemez.
Biz, Bediüzzaman'ın ilim, ahlâk, fazilet ve edep sıfatlarıyla bezenen temiz ve yüksek şahsiyetine gösterilen ve hele son günlerde bütün bütün şiddetlenen kötü muamelelerden ve bu muameleleri ona reva görenlerden nefret ediyoruz.
Ahlâksızlık çirkefinin bir tufan halinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu, Türklerin bu kadar karanlık günlerinde onun feyzini bir sır gibi kalpten kalbe mukavemeti imkânsız bir hamle halinde intikal eder görmekle teselli buluyoruz. Gecelerimiz çok karardı ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.
اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ
Cevdet Sezer
بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ
Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Hazretleri!
Risale-i Nur'u himmet ve dualarınızla, dikkat ve tefekkürle okudukça bu muazzam eser külliyatının tılsım-ı kâinatın muammasını keşif ve halleden bir keşşaf olduğunu, hal ve istikbalin bir mürşid-i ekberi ve bir rehber-i a'zamı olduğunu, yine dua ve himmetinizle idrak ediyoruz.
Evet, Üstadımız Hazretleri! Risale-i Nur'u okuyan her idrak sahibi anlıyor ki Risale-i Nur gerek bu asrın, gerekse önümüzdeki asrın beşeriyetini fikir karanlıklarından kurtarıp tenvir ve irşad edecektir.
Risale-i Nur yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevap verecek bir külliyat olarak telif edilmiştir. Bugün tarihte hiç görülmemiş bir fecaat ve felaket içerisinde çırpınan beşeriyet için halâskâr olarak Risale-i Nur'a sarılmaktan ve ne pahasına olursa olsun, Risale-i Nur'un nurani ve parlak eczalarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur. Risale-i Nur'u okuyan herkes, bu hakikati idrak etmiş ve etmektedir.
Eğer biz muktedir olsak bu hakikati, kâinata nâzır bir mahalle çıkıp bütün kâinata ilan edeceğiz. Fakat mademki buna muvaffak olamıyoruz ve mademki Risale-i Nur'un cihan-şümul kıymetini bu derece Üstadımızın himmetiyle idrak etmişiz. Şu halde o nur ve feyiz hazinesi, irfan ve kemalât menbaı olan Risale-i Nur'u, bir dakikamızı bile boş geçirmeden, mütemadî ve devamlı bir şekilde her gün ve her saat
okuyacağız ve bu uğurda geceli gündüzlü çalışacağız inşâallah. Fakat her an bütün işlerimizde olduğu gibi bunda da büyük Üstadımızın dua ve himmetiyle muvaffak olabileceğiz.
Hem şu hakikat zâhir ve bâhirdir ki: Bir kimse allâme dahi olsa Risale-i Nur'un ve müellifinin talebesidir. Risale-i Nur'u okumak zaruret ve ihtiyacındadır. Eğer gaflet ederse kendisini aldatan enaniyetine boyun eğip Risale-i Nur Külliyatı'nı okumazsa büyük bir mahrumiyete düçar olur. Fakat biz idrak ettiğimiz bu muazzam hakikat karşısında, beşeriyetin halâskârı ve milyarlarca insanların fevkinde olan bir memur-u Rabbanîye nasıl minnettar ve medyun olduğumuzu tarif edemiyoruz.
Yine dua ve himmetinizle idrak etmişiz ki Kur'an-ı Kerîm'in bir mu'cize-i maneviyesi olan hârika Risale-i Nur Külliyatı'nın bir satırından ettiğimiz istifadenin, bir miktar-ı mukabilini dahi ödemeye gücümüz yetişmez. Bunun için ancak Cenab-ı Hakk'a şöyle yalvarmaya karar verdik:
"Yâ Rab! Bizi ebedî haps-i münferidden kurtarıp bâki ve sermedî bir âlemin saadetine nâil edecek bir hakaik hazinesinin anahtarını Risale-i Nur gibi nazirsiz bir eseriyle bahşeden sevgili ve müşfik Üstadımızı, zalimlerin ve düşmanların sû-i kasdlarından muhafaza eyle, Kur'an ve iman hizmetinde daima muvaffak eyle, ona sıhhat ve âfiyetler, uzun ömürler ihsan eyle!" diye dua ediyoruz.
Evet, Üstadımız Hazretleri! Risale-i Nur'u dikkat ve tefekkürle okumak nimet-i uzmasına nâil olan biz bir kısım üniversite gençliği, bir hüsn-ü zan veya bir tahmin ile değil, tahkikî ve tetkikî bir surette, sarsılmaz ve sarsılmayacak olan ilmelyakîn bir kuvvet-i imaniye ile inanıyoruz ki zemin yüzünün bu asra kadar görmediği bir vahşet ve dehşetin sebebi olan dinsizlik ve ilhadı, Bediüzzaman ortadan kaldırmaya inayet-i Hak ile muvaffak olacaktır.
Bizim bu kanaatimiz, safdilane veya tahminle değildir; ilmî ve delile müstenid bir tahkik iledir. Bunun için muarız olan dahi bu hakikati kalben tasdik edecektir.
Dua ve şefkat buyurun, Kur'an ve iman hizmetinde fedai olalım. Risale-i Nur'u, bir dakikamızı bile kaybetmeden okuyalım, yazalım, ihlas-ı tamme muvaffak olalım. Üniversite Nur talebeleri namına
Abdülmuhsin
بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ
Çok mübarek Üstadımız Hazretleri!
Evvela: Geçenlerde alınan Nur eczalarının hepsi dağıldı, Nur'un müştakları sürur içinde kaldılar. Nur'dan kısmeti olanlar, birer birer çıkıp ona koşuyorlar. Nur arayan sineler
مَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَجَدَ
hakikatince buluyorlar. Bu sefer Ziya kardeşimizin getirdiği otuz dört adet Sözler kapışıldı. Asâ-yı Musalar Ankara'ya ve Anadolu'nun muhtelif yerlerine dağılıyor.
…
Risale-i Nur'un perde arkasındaki parlaklığını görmeyenler dahi ona taraftardırlar. Risale-i Nur'un Medresetü'z-Zehrası Anadolu çapında ve âlem-i İslâm ölçüsünde genişleyeceğini; Risale-i Nur'daki hakikatin yüksekliğinden ve dikkat ve tefekkürle okuyan mü'minlerin ve ehl-i ilmin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz.
Medresetü'z-Zehranın bu muazzam faaliyeti, zemin yüzünde bahar mevsiminde olan İlahî ve muazzam neşir gibi sessiz, gürültüsüz, şaşaasız, gösterişsiz ve mütevazi ve fakat muazzam bir şekilde cereyan etmektedir. Fıtraten acûl olan insanoğlu âlemde hâkim olan kanun-u İlahî'yi düşünmeyerek, her meselenin istediği vakitte hallolunmasını istiyor; küçük dairelerdeki vazifelerini atlayıp büyük dairelere sapıyor.
Tohumları atılmış ve sümbül vaktine gelmiş olan Risale-i Nur'un yetiştirdiği hakiki imanlı zatlar, inşâallah yakın zamanda âlem-i İslâm'a birer numune-i imtisal olup nur-u hidayeti göstereceklerdir. Ankara Üniversitesi Nur talebeleri namına
Abdullah
Ankara'da Nurları neşretmek nimet-i uzmasına nâil olmuş büyük bir âlim ve ehl-i kalp bir zatın Üstada yazdığı bir mektuptur
Sahibü'l-ihlas ve'n-nur ve'l-kemali ve'l-irşad mücahid-i ekber Bediüzzaman Hazretleri!
Meydan-ı ibtila ve imtihana lillah ve fillah için atıldığınız andan bu ana kadar hukukullah ve hukuk-u ibadın müdafaa ve muhafazasına leyl ve nehar, Hak ve halk huzurunda, zatınıza has kudret-i ilmiye ve kemaliye ve nuriye ve irşadiyelerinizle fevkalâde ağır şerait dairesinde lâyenkatı' denecek derece sa'y ü gayret ve himmetle çalıştığınıza; melek, felek, arş, kürsî, levh, kalem, arz, semavat, âlem-i kevn, ins ve cin ve hariçteki ehl-i insan ve İslâm ve bu abd-i âciz "Eşhedü billah ilâ âhiri'd-devran" şahid-i daimî ve ebedîyiz.
Sahibü'n-nur olan Bediüzzamanımız! Zat-ı nuriyelerinizin, abd-i âciz can ü gönülden dostunuzum. Bu dostluğum gelip geçici, zevale mahkûm dostluklardan değildir. Âlem-i manada, bezm-i ezel-i elestüdeki fıtrat-ı zatiyelerimizden müntakil dostluk olduğu gibi âlem-i şuhudumuzda bir yarım asra takarrub buyuran etvar ve akval ve harekât ve sekenatınızdan ve bu müddet zarfında devr-i istibdat ve meşrutiyet ve cumhuriyette birbirinden beter ibtila ve imtihan ve çilelerinizden ve tevarih-i muhtelifede a'zamî ağır şerait dairesinde Divan-ı Harp ve sair muhakemelerinizden ve meydan-ı gazâlarda harb ve darbler ve meydan-ı ilimde akran ve emsalinize faik mübahasat ve münakaşat-ı ilmiye ve intişar buyuran âsâr-ı celile ve cemilelerinizden, ihlasa makrun a'mal-i saliha ve efkâr-ı nuriyelerinizden; cihad-ı asgar ve ekberlerinizin seyir ve temaşa ve tilavetinden aldığım ders-i ibret ve hikmetler, zat-ı ekmelinize olan kadîm dostluğumu her an arttırdı, son derece tarsin ve tahkim buyurdu; aşka, vecde getirdi.
Bu aşk ve şevk ile Sultan Hamid zamanından beri zatınızın ve Nur talebelerinizin hukuk-u umumiye ve hususiyelerinizin hasbeten lillah müdafaa ve muhafaza ve himayesi için yakından uzaktan, karınca kudretince, dostluk vecibelerini manen maddeten îfada kusur etmemeye a'zamî çalıştım, çalışıyorum ve çalışacağım. Bu halime Hak ve halk ve Nur talebelerinizin bir kısm-ı mühimmi âgâhtırlar.
İnşâallah avn-i Hak ve imdad-ı Muhammediye ile ve cihad-ı asgar ve ekberdeki fî zamaninâ bîmisal aşk-ı ihlasiyelerinizle, kariben hak galip, bâtıl mağlup olur. Âlem-i insaniyet, İslâmiyet'e inkılab ve medeniyet-i Muhammediye bütün şaşaasıyla tulû buyurur; ins ve cin, melek ve felek hep birlikte iyd-i ekber eyleriz. Hâssaten bu cihan-şümul bayramımızı doya doya ve kana kana kemal-i sıhhat ve âfiyetle seyir ve temaşalarınızı, rahmet-i İlahiyeden maa-aile duada berdevamız. Cenab-ı Hak,dergâh-ı uluhiyetinde dualarımızı Habib-i Kibriya hürmetine müstecab buyursun, âmin sümme âmin!
Pek mübarek kalbî, ruhî, sırrî dostum! Bilmem, abd-i âcizi hatırladınız mı? Her ihtimale karşı hatırlatayım: Yurdun her tarafında mücahede-i milliye devam ederken zat-ı hakîmanelerine, Ankara'da mücahede-i milliyeye birlikte devamı mutazammın, muhtelif eşhastan on sekizi mütecaviz davetnameler geldiği zaman, bu davetlere icabet edip etmemek hususunda İstanbul'da ikametgâhınızda beynimizde takarrur eden günde buluşarak istişare buyurduğunuz alay müftülerinden dost-u kadîminiz Ankaralı Osman Nuri'yim. Son zamanlarda Millî Müdafaa Vekâleti Müftülüğüne tayin olundum. Yirmi beş seneye karib burada müftülük yaptım. Üç sene evvel tekaüd oldum. Şimdi Ankara'da evimde ikamet ediyorum. Zatınıza ve ehl-i insan ve İslâm'a leyl ve nehar dua ile imrar-ı hayat eyliyorum. En büyük emelim ve arzum; ölmeden evvel, dünya gözüyle zatınızı görmek ve ziyaret etmek, hasbeten lillah bir sohbetinizde bulunmaktır. Bunu can ü gönülden arzu eyliyorum.
Azizlerin azizi azizim! Kemal-i tazimat ve tekrimatla zat-ı hakîmanelerinizi ve talebe-i nuriyelerinizi aşk ve şevk ile selâmlar ve hatırlar, iki cihanda aziz olmalarını ve olmanızı Hak Teâlâ ve Takaddes Hazretlerinden tazarru ve niyaz eyleriz. Pek mübarek ellerinizden hasret ve iştiyakla takbil eyler, dua-yı ihlasiyelerini ve cevab-ı savablarınızı bekler, Allah'a emanet eylerim, bizim bir tane Sahibü'n-nur ve'l-azm ve'l-irade ve'l-irşad Efendimiz Hazretleri.
اَلْبَاق۪ى هُوَ اللّٰهُ
Yâr-ı gârınız, münteha-yı zirve-i hiçîde biricik abd-i gubar
Osman Nuri