Risale-i Nur

Tarihçe-i Hayat · s. 11

SAYFA 11

FERAGATİ

Bir dava sahibinin ve bilhassa ıslahatçının muvaffakiyet şartlarının en mühimmi feragattir. Zira gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tetkik ve takibe meyyaldirler. Üstad'ın bütün hayatı ise baştan başa feragatin şaheser misalleri ile dolup taşmaktadır.

Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: "İslâm, bugün öyle mücahidler ister ki dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak."

Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım.

Vaktâ ki aynı sözü Bediüzzaman'ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca anladım ki büyüklere göre feragatin ölçüsü de büyüyor. Evet, İslâm için bu kadar acıklı bir feragate katlanmaya razı olan mücahidleri, Erhamü'r-Râhimîn olan Allahu Zülkerim Teâlâ ve Takaddes Hazretleri bırakır mı? O fedai kulunu lütf u kereminden, inayet ve merhametinden mahrum etmek şanına –hâşâ– yakışır mı?

İşte Bediüzzaman, bu müstesna tecellinin en parlak misalidir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. Dünyanın bütün meşru lezzetlerinden tamamen mahrum kaldı. Bir yuva kurmak ve orada mesud bir aile hayatı geçirmek sevdasına düşmeye vakit ve fırsat bulamadı. Fakat Cenab-ı Hak, kendisine öyle şeyler ihsan etti ki fâni kalemlerle tarif olunamayacak kadar muazzam ve muhteşemdir.

Bugün, dünyada hangi bir aile reisi –manen– Bediüzzaman Hazretleri kadar mesuddur? Hangi bir baba, milyonlarla evlada sahip olmuştur? Hem de nasıl evlatlar!.. Ve hangi bir üstad, bu kadar talebe yetiştirebilmiştir?

SAYFA 12

Bu kudsî ve ruhî rabıta –biiznillah-i teâlâ– dünyalar durdukça duracak ve nurdan bir sel halinde ebediyetlere kadar akıp gidecektir. Çünkü bu İlahî dava, Kur'an-ı Kerîm'in nur deryasında tebellür eden bir varlık olduğu gibi Kur'an'dan doğmuş ve Kur'an'la beraber yaşayacaktır.