Risale-i Nur

Tarihçe-i Hayat · s. 214

SAYFA 214

DÖRDÜNCÜ MADDE

Devletçe yasak edilen tarîkat dersini vermekle ihbar edilmiş olmaklığımdır.

Elcevap:

Evvela: Elinizdeki bütün kitaplarım şahittirler ki ben hakaik-i imaniye ile meşgulüm. Hem müteaddid risalelerde yazmışım ki: "Tarîkat zamanı değil belki imanı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsız cennete giden pek çok fakat imansız cennete girecek yok. Onun için imana çalışmak zamanıdır." diye beyan etmişim.

Sâniyen: On senedir Isparta vilayetinde bulunuyorum. Biri çıksın "Bana tarîkat dersi vermiş." desin. Evet, bazı has âhiret kardeşlerime ulûm-u imaniye ve hakaik-i âliye dersini, hocalık itibarıyla vermişim. Bu, tarîkat talimi değil belki hakikat tedrisidir.

Yalnız bu kadar var; ben Şafiîyim, namazdan sonraki tesbihatım Hanefî tesbihatından biraz farklıdır. Hem akşam namazından yatsı namazına kadar ve fecirden evvel, hiç kimseyi kabul etmemek şartıyla, kendi kendime günahlarımdan istiğfar ve âyetler okumak gibi şeylerle meşguliyetim var. Zannederim, dünyada hiçbir kanun bu hale yasak diyemez.

SAYFA 215

Bu mesele-i tarîkat münasebetiyle hükûmet ve mahkeme memurları tarafından benden soruluyor:

— Ne ile yaşıyorsun?

Elcevap: Dokuz sene ikamet ettiğim Barla halkının müşahedesiyle, şiddet-i iktisat berekâtıyla, tam kanaat hazinesiyle. Ekser günlerde her bir gün yüz para ile bazı daha az bir masrafla yaşadığımı, benimle temas eden dostlarım bilirler. Hattâ yedi sene zarfında elbise, pabuç gibi şeylere yedi banknot ile idare ettim.

Hem elinizde bulunan tarihçe-i hayatımın şehadetiyle, bütün hayatımda halkların hediye ve sadakalarından istinkâf edip en sadık dostlarımın hatırlarını rencide ederek hediyesini reddetmişim. Eğer mecburiyetle hediye almış isem mukabilini vermek şartıyla aldığımı, bana hizmet eden dostlarım bilirler.

Dârülhikmeti'l-İslâmiyede aldığım maaştan çoğunu, o zaman yazdığım kitapların tabına sarf ettim; az bir kısmını, hacca gitmek için sakladım. İşte o cüz'î para, iktisat ve kanaat berekâtıyla on sene bana kâfi geldi ve yüzsuyumu döktürmedi; daha o mübarek paradan biraz var.

Ey heyet-i hâkime! Bu uzun ifadatımı dinlemekten usanmamak gerektir. Çünkü yirmi otuz kitap, benim tevkifnamemin evrakı içine girmişler. Bu kadar itham evrakıma karşı, elbette bu uzun ifade kısa kalır. Ben on üç senedir dünya siyasetine karışmadığımdan kanunları bilmiyorum. Hem kendimi müdafaa için aldatmaya tenezzül etmediğime tarihçe-i hayatım şahittir. Ben, hakikat-i hali olduğu gibi beyan ettim. Sizin vicdanınız var ve kanunların gadirsiz vech-i tatbiklerini bilirsiniz, hakkımda hükmünüzü verirsiniz.

Bunu da biliniz ki: Bazı iktidarsız memurların iktidarsızlıklarından veya evhamlarından veya keçi ve kurt bahanesi nevinden veya kendilerine pâye vermek veya hükûmete yaranmak fikriyle, yeni serbestî kanunlarının tatbiklerine zemin hazırlamak entrikalarından, hakkımda dürbün ile bakarak habbeyi kubbe gösterdiler. Sizlerden ümidimiz şudur ki iktidarınızdan, onların evhamlarının kubbesinin habbe olduğunu göstermektir. Yani onların dürbünlerini aksine çevirip bakarsınız…

Hem bir ricam var: Müsadere edilen kitaplarımın, bin liradan ziyade bence kıymetleri var. Bana iade ediniz. Onların mühim bir kısmı, on iki sene evvel Ankara Kütüphanesine iftihar ve teşekkür ile kabul edildiğini, kütüphane nâzırı gazete ile ilan etmiştir.