Tarihçe-i Hayat · s. 56
Biz Kalû Belâ'dan Cemiyet-i Muhammedî'de Dâhiliz
Cihetü'l-vahdet-i ittihadımız tevhiddir. Peyman ve yeminimiz imandır. Mademki muvahhidiz, müttehidiz. Her bir mü'min i'lâ-i kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira ecnebiler fünun ve sanayi silahıyla bizi istibdad-ı manevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve sanat silahıyla i'lâ-i kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilaf-ı efkâra cihad edeceğiz. Amma cihad-ı haricîyi şeriat-ı garranın berahin-i kātıasının elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zira medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.
Meşrutiyet ki adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir. On üç asır evvel şeriat-ı garra teessüs ettiğinden ahkâmda Avrupa'ya dilencilik etmek, din-i İslâm'a büyük bir cinayettir. Ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir.
Kuvvet kanunda olmalı. Yoksa istibdat tevzi olunmuş olur.
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْقَوِىُّ الْمَت۪ينُ
hâkim ve âmir-i vicdanî olmalı. O da marifet-i tam ve medeniyet-i âmm veyahut din-i İslâm namıyla olmalı. Yoksa istibdat daima hüküm-ferma olacaktır. İttifak hüdadadır, heva ve heveste değil.İnsanlar hür oldular amma yine abdullahtırlar. Her şey hür oldu.
Başkasının kusuru, insanın kusuruna senet ve özür olamaz. Yeis, mani-i herkemaldir. "Neme lâzım, başkası düşünsün." istibdadın yadigârıdır…
Bediüzzaman
İstanbul Hahambaşısı Yahudi Karasso ile Bediüzzaman arasında Selanik'te cereyan eden bir konuşma sırasında, Karasso konuşmayı yarıda bırakarak dışarıya fırlamış ve arkadaşlarına "Eğer yanında biraz daha kalsaydım az kalsın beni de Müslüman edecek idi." diyerek mağlubiyetini hayret ve telaşla izhar etmiştir. Karasso ki Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için sinsi ve tertipli bir şekilde çalışan gizli bir teşkilata mensup olup ortada fevkalâde bir rol oynuyordu. Karasso'nun Bediüzzaman'ı ziyaret etmekten maksadı, onu kendi fikrine çevirmek ve meş'um gayesine âlet etmek idi. Fakat heyhat!..
Nihayet menhus 31 Mart Hâdisesi meydana gelir. Şeriat isteyen ve o hâdisede ismi karışan on beş kadar hoca idam edilir. Bediüzzaman, onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı durdukları ve kendisi de pencereden onları gördüğü bir halde muhakeme olunur. Mahkeme reisi Hurşid Paşa sorar:
— Sen de şeriat istemişsin?
Bediüzzaman cevap verir:
— Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilalcilerin isteyişi gibi değil.
Bediüzzaman'ın Divan-ı Harpteki bu kahramanca müdafaası, o zaman iki defa tabedilip neşredilmiştir. O dehşetli mahkemeden idamını beklerken beraet etmiş ve mahkemeye teşekkür etmeyerek, yolda Bayezid'den tâ Sultanahmed'e kadar arkasında kalabalık bir halk kitlesi mevcud olduğu halde: "Zalimler için yaşasın cehennem! Zalimler için yaşasın cehennem!" nidalarıyla ilerlemiştir.
Divan-ı Harpteki müdafaasının bir kısmı bu Tarihçe-i Hayat'ta yazılmıştır. Tâ ki 31 Mart Hâdisesi'nin içyüzü ve Bediüzzaman'ın kahramanca müdafaası bir derece anlaşılabilsin.