Tarihçe-i Hayat · s. 382
BEŞİNCİ KISIM
Denizli Hayatı
Risale-i Nur'un neşriyat ve fütuhat dairesi gittikçe genişliyor… İştiyakla Nurları okuyanlar, günden güne ziyadeleşiyor. Risale-i Nur'daki hârika kuvvet ve tesiratın neticesini müşahede eden gizli İslâmiyet düşmanları, yine bir entrika çevirip Risale-i Nur'a ve müellifi Bediüzzaman'a sû-i kasdla: "Bediüzzaman gizli cemiyet kuruyor, halkı hükûmet aleyhine çeviriyor, inkılabları kökünden yıkıyor; Mustafa Kemal'e Deccal, Süfyan, din yıkıcısı diyor, bunu hadîslerle ispat ediyor." gibi bir sürü bahaneler ve planlarla ittiham edilerek Kastamonu'dan Denizli Ağır Ceza Mahkemesine, yüz yirmi altı talebesiyle beraber 1943 senesinde sevk ediliyor.(Hâşiye)
Sonra Risale-i Nur Külliyatı'nda siyasî bir mevzu olup olmadığını tetkik için birkaç memurdan müteşekkil bir ehl-i vukuf teşkil edilerek, müsadere edilen Nur Risaleleri ve mektuplar tetkike başlanınca, Bediüzzaman "Bu vukufsuz ehl-i vukuf, Risale-i Nur'u tetkik edemez. Ankara'da yüksek, ilmî bir ehl-i vukuf teşkil ettirilsin. Avrupa'dan feylesoflar getirilsin. Eğer onlar bir suç bulurlarsa en ağır cezaya razıyım." der.
Bunun üzerine Risale-i Nur Külliyatı ve bütün mektuplar Ankara'da profesörler ve yüksek âlimlerden mürekkeb bir ehl-i vukufa satır satır tetkik ettirilir. Ehl-i vukuf tarafından "Bediüzzaman'ın siyasî bir faaliyeti yoktur. Onun mesleğinde cemiyetçilik ve tarîkatçılık mevcud değildir. Eserleri ilmî ve imanîdir, Kur'an'ın bir tefsiridir." diye rapor veriliyor.
Mahkemeye verilişindeki ittihamlar, delilsiz ve ispatsız olduğu için birtakım uydurma bahane ve tertiplerden ibaret olduğu anlaşılıyor.
Bilhassa, "Bediüzzaman, Mehdi olduğunu dava ediyor." ittihamı, kat'iyen ispat edilemiyor. Bilakis; Bediüzzaman'ın hiçbir manevî makam dava etmediği, kendisinin bir hiç olduğunu iddia ettiği, başkaları tarafından verilen manevî rütbe ve makamları da kabul etmediği ve ehl-i ilim olan zatların, onun Mehdi olduğuna dair yazdıkları ilmî mektupları aldığı vakit şiddetle hiddet ederek, onları reddedip hatırlarını kırdığı tahakkuk ediyor. Aramalarda ele geçirilen mektuplarda bu vaziyet meydana çıkıyor.
Neticede, Bediüzzaman büyük bir müdafaa yapıyor. Nihayet, mahkeme ittifakla 16/6/1944 tarih ve 199/136 sayılı beraet kararını veriyor. Yüz otuz parça Risale-i Nur Külliyatı'nın hepsine serbestiyet verip sahiplerine tamamen iade ediyor. Beraet kararını, Temyiz Birinci Ceza Dairesi 30/12/1944 tarihli i'lamla ittifakla tasdik edip Risale-i Nur davasının hakkaniyeti, kaziye-i muhkeme halini alıyor.
Bediüzzaman Said Nursî ve talebelerinden bir kısmı hapiste dokuz ay kaldıktan sonra beraet kararı üzerine tahliye ediliyor. Fakat Said Nursî Hazretlerini hapishanede zehirliyorlar, ölüm tehlikesi geçiriyor. Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle kurtuluyorsa da tarihte hiçbir kimseye yapılmayan zulüm, işkence ve ihanetlere maruz bırakılıyor. Bediüzzaman, gizli dinsiz münafıkların tahrikatıyla girdiği bütün mahkemelerde olduğu gibi bu idam planıyla verildiği mahkemede de hak ve hakikati, pervasızca ve ölümü hiçe sayarak haykırıyor.
Üstad Bediüzzaman, Denizli hapsinde "Meyve Risalesi"ni telif etmiştir. Bu risale, bilâhare Asâ-yı Musa mecmuasının başında neşredilmiştir. Meyve Risalesi'ni, iki cuma gününde telif etmiştir. Hapishanede bulunan bütün Nur talebeleri ve diğer mahpuslar, Meyve Risalesi'ni yazmışlar, o risalenin hakikatleriyle iştigal etmişlerdir. Hapishaneye kâğıt sokulmuyordu. O eser, gizlice yazılmıştır. Hattâ kibrit kutusuna yazmışlar ve bu gibi şartlar altında çalışmışlardır.(Hâşiye)
(Üstadın talebelerine gönderdiği ve kendi el yazısıyla yazdığı bir mektup)
Aziz, sıddık kardeşlerim! Bu iddianameden anlaşıldı ki hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize sevk eden gizli zındıkların planları akîm kalıp yalan çıktı. Şimdi bir bahane olarak cemiyetçilik ve komitecilik isnadıyla yalanlarını setre çalışıyorlar ve bunun bir eseri olarak benimle kimseyi temas ettirmiyorlar. Güya temas eden birden bizden olur. Hattâ büyük memurlar da çok çekiniyorlar ve bana sıkıntı verdirmekle kendilerini âmirlerine sevdiriyorlar. Hususan (حا ص م د) Ben, itiraznamenin âhirinde, bu gelen fıkrayı diyecektim fakat bir fikir mani oldu. Fıkra şudur: Evet biz, bir cemiyetiz
ve öyle bir cemiyetimiz var ki her asırda üç yüz milyon dâhil mensupları var ve her gün beş defa o mukaddes cemiyetin prensipleriyle kemal-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar ve
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ
kudsî programıyla birbirinin yardımına dualarıyla ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz, bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız ve hususi vazifemiz de Kur'an'ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komiteler ile münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz.
s. 382 (Hâşiye) Denizli hapsinin yegâne sebebi, Risale-i Nur'un Isparta ve Kastamonu merkez olarak sair vilayetlerde intişarı ve böylece din muhabbetinin gittikçe tezayüd etmesi idi. Hattâ Denizli hapsinden az evvel, Yedinci Şuâ olan Âyetü'l-Kübra Risalesi İstanbul'da gizli tabedilmişti. İman hakikatlerini hârika bir surette izah ve ispat eden bu eser de imansızları telaşa düşürmüş ve Denizli hâdisesine bir sebep gösterilmişti.
s. 383 (Hâşiye) "On Mesele"den ibaret olan çok ehemmiyetli Meyve Risalesi'nden numune olmak üzere Altıncı ve Yedinci Meseleler, Denizli Hayatı'nın sonuna dercedilmiştir, müracaat edilsin.