Tarihçe-i Hayat · s. 218
ÜÇÜNCÜ MADDE
Hükûmetin daireleri içinde en ziyade hürriyetini muhafaza etmeye ve tesirat-ı hariciyeden en ziyade bîtarafane, hissiyatsız bakmakla mükellef olan elbette mahkemedir. Ben, mahkemenin hürriyet-i tammesine istinaden, hürriyetle hukuk-u hürriyetimi bu suretle müdafaa etmeye hakkım vardır.
Evet her yerde, adliyede mal ve can meseleleri var. Eğer hâkim şahsî hiddet edip bir kātili katletse o hâkim kātil olur. Demek adliye memurları, hissiyattan ve tesirat-ı hariciyeden bütün bütün âzade ve serbest olmazsa sureten adalet içinde müthiş günahlara girmek ihtimali var.
Hem canilerin, kimsesizlerin ve muhaliflerin dahi bir hakkı var. Ve hakkını aramak için gayet bîtarafane bir merci isterler. Adalet noktasından tarafgirlik fikrini verip adaletin mahiyetini zulme çeviren, hakkımda sarf edilen bir tabirdir ki Isparta'da ve burada bazı isticvablarda ismim Said Nursî iken, her tekrarında Said Kürdî ve bu Kürt diye beni öyle yâd ediyorlar. Bununla hem âhiret kardeşlerimin hamiyet-i milliyelerine ilişip aleyhime bir his uyandırmak hem mahkeme ve adaletinin mahiyetine bütün bütün zıt ve muhalif bir cereyan vermektir.
Evet, hâkim ve mahkeme tarafgirlik şaibesinden müberra ve gayet bîtarafane bakması birinci şart-ı adalet olduğuna dair binler vukuat-ı tarihiyeden, Hazret-i Ali radıyallahu anhın hilafeti zamanında bir Yahudi ile mahkemede beraber oturmaları ve çok padişahların, âdi adamlar ile mahkeme-i adalette görülmesi gibi çok hâdisat-ı tarihiye varken,
benim hakkımda bir yabanilik hissini veren ve nazar-ı adaleti şaşırtmak isteyen adamlara derim:
Ey efendiler! Ben, her şeyden evvel Müslüman'ım ve Kürdistan'da dünyaya geldim. Fakat Türklere hizmet ettim ve yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sadık ve en hâlis kardeşlerim Türklerden çıkmış ve İslâmiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan meslek-i Kur'aniyem cihetiyle her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak kudsî hizmetimin muktezası olduğundan; bana Kürt diyen ve kendini milliyet-perver gösteren adamların bini kadar Türk milletine hizmet ettiğimi, hakiki ve civanmert bin Türk gençlerini işhad edebilirim.
Hem heyet-i hâkimenin ellerinde bulunan otuz kırk kitabımı; hususan İktisat, İhtiyarlar, Hastalar Risalelerini işhad ediyorum ki Türk milletinin beşten dört kısmını teşkil eden musibetzede, fakirler ve hastalar ve dindar müttakiler taifelerine bin Türkçü kadar hizmet eden o kitaplar, Kürtlerin ellerinde değil belki Türk gençlerinin ellerindedirler.
Heyet-i hâkimenin müsaadesiyle, bizi bu belaya sokan ve hükûmetin mühim bazı erkânını iğfal eden ve milliyet-perverlik perdesi altında entrikaları çeviren mülhid zalimlere derim:
Ey efendiler! Benim hakkımda tesbit edilmeyen ve tesbit edilse dahi bir suç teşkil etmeyen ve suç olsa bile yalnız beni mes'ul eden bir madde yüzünden, kırktan fazla Türk'ün en kıymettar gençlerini ve en muhterem ihtiyarlarını, büyük bir cinayet işlemişler gibi bu belaya atmak, milliyet-perverlik midir? Evet, sebepsiz böyle işkenceli tevkife düşenler içinde, Türk gençlerinin medar-ı iftiharı olacak bir kısım zatlar var ki(Hâşiye) uzaktan kıymetini hissedip ona yalnız bir selâm veya imanî bir risale göndermemle, onu bir cani gibi çoluk ve çocukları içinden alıp bu belaya atmak milliyetçilik midir?
Ben ki sizin nazarınızda yabani millettenim diyorum. Bu mevkuf olan civanmert ve muhterem Türk gençleri ve ihtiyarları içinde öyleleri var ki onların bir tanesini, kendi milletimden yüz adama değiştirmem. İçinde öyleleri var ki on sene bana zulüm eden memurlara, beş seneden beri onların hatırları için o zalimlere bedduayı bıraktım. Ve onların içinde öyleleri var ki âlî seciyelerin en hâlis numunelerini o âlîcenab
Türk arkadaşlarda kemal-i hayret ve takdirle gördüm ve Türk milletinin sırr-ı tefevvukunu onlarla anladım.
Ben, vicdanımla ve çok emarelerle temin ederim ki eğer bu masum mevkuflar adedince vücudlarım bulunsaydı veyahut onların umumuna gelen her nevi meşakkatlerini alabilseydim; kasem ederim ki müftehirane o kıymettar zatlara bedel çekmek isterdim. Benim bunlara karşı bu hissim, onların kıymet-i zatiyeleri içindir; yoksa şahsıma karşı faydası dokunması değildir. Çünkü bir kısmını yeni görüyorum. Bir kısmı, belki o benden fayda görmüş, ben ondan zarar görmüşüm. Fakat binler zarar görsem yine onların kıymeti nazarımda tenzil etmez.
İşte ey Türkçülük dava eden mülhid zalimler! Türk milletinin medar-ı iftiharı olabilecek bu kadar zatları gayet âdi ve ehemmiyetsiz bahaneler ile –sizin tabirinizle– benim gibi bir Kürt yüzünden perişan etmek, tezlil etmek milliyetçilik midir? Türkçülük müdür? Vatan-perverlik midir? Haydi o insafsız vicdanınıza havale ediyorum.
İşte mahkeme-i âdile, onların masumiyetini anlamakla çoklarını tahliye etti. Eğer ortada bir suç varsa o suç benimdir. Onlar, ulüvv-ü cenablarından, benim gibi garib bir ihtiyar hocaya; soba yakmak, su getirmek, yemek pişirmek ve kendime mahsus bir risalemi tebyiz etmek gibi cüz'î işlerimi sırf lillah için yapmışlar ve benim hatırım için hatıra defterim hükmünde olan o iki risalemin âhirlerinde, bir hatıra olmak üzere imzalarını atmışlar. Acaba dünyada böyleleri, böyle bahanelerle muaheze edecek bir kanun, bir usûl ve bir maslahat var mı?
s. 219 (Hâşiye) O zatlar, men'-i muhakeme ile iki aylık sıkıntılı tevkiften sonra tahliye edilmişlerdir.