Risale-i Nur

Tarihçe-i Hayat · s. 443

SAYFA 443

âlem-i İslâm ve insaniyete uzanan küllî hizmet-i imaniye ile meşgul, bir yandan inziva hayatı geçirerek kalem-i kudretin mektubatı olan fıtratın antika eserlerini, sanat-ı İlahiyenin mu'cizelerini temaşa ve tefekkür ile kitab-ı kâinatı mütalaa eder ve böylece her gün bu müteaddid ulvi vazifeleri yaparak marifet-i İlahiye ve huzurun nihayetsiz ezvak ve envarında terakki eder.

İşte bu halet-i ruhiye ve ahval-i kudsiye Üstadın hayatının her safhasında müşahede edildiği gibi Emirdağı'nda geçirdiği hayatı da hep bu mezkûr mana ile doludur. Lâhikalardaki mektuplarda bir derece beyan edilmişse de nâkıstır. Bu Tarihçe'de ancak denizden bir katrecik ile iktifa edilmiştir.

SAİD NURSÎ'NİN DENİZLİ HAPSİNDEN TAHLİYESİ VE EMİRDAĞI'NA NEFYİ

Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin Haziran 1944 tarihli beraet kararı ile hapisten tahliye olunan Nur talebeleri memleketlerine gitmişler, Üstad ise Ankara'dan bir emir alıncaya kadar Denizli'de Şehir Otelinde kalmıştır. Risale-i Nur talebelerinin hapsi ve muhakemeleri münasebetiyle, Denizli halkı Risale-i Nur'la alâkadar olmuştur. Adliyede iki üç zat, mahkeme safahatı esnasında Nurlara yakından alâkadarlık göstermişler ve Denizli'de neşrine çalışmışlardır. Bilâhare Nur dairesinde "Hâkim-i âdil" unvanıyla anılan mahkeme reisi ve azaları ve hizmetleri dokunan hamiyet-perverler, âdilane karar ve gayretleri ile bütün ehl-i imanın süruruna vesile olmak gibi manevî ve ebedî parlak bir makam kazanmışlardır.

Said Nursî Denizli'de iki ay kaldıktan sonra, Afyon vilayetinin Emirdağ kazasında ikamete memur edilir. Emirdağı'na 1944 senesi Ağustos ayında nefyedilir. İlk önce on beş gün kadar bir otelde kalır, sonra kira ile bir eve yerleşir; ev kirasını da kendisi verir.

SAYFA 444

Emirdağı'ndaki hayatı şöyle hülâsa olunabilir:

Daimî tarassud altındadır. Mahkemeden beraet kazanması ve eserlerinin iade edilmesine rağmen, serbest bırakılmış değildir. Eskisinden daha ziyade kontrol ve mütemadiyen pencere ve kapısından nezarete maruzdur. Mektuplarında da beyan ettiği gibi; Denizli hapsinin bir aylık sıkıntısını, bazen bir günde Emirdağı'nda çekiyordu. Üstada yapılan bed muameleler ve takınılan tavır, Emirdağ ahalisince yakından bilinmektedir. Denizli Mahkemesinin beraeti üzerine, mahkeme eliyle Nurların intişarına ve Said Nursî'nin hizmet-i imaniyesine set çekemeyen gizli dinsizlik komiteleri, bu defa başka yollardan, idarî makamları evhamlandırıp aleyhe geçirerek hattâ imhasına kadar çalışıyorlardı. Bu plan kat'î idi.

Bir bekçi, kapısı önünden ayrılmazdı. Üstad ile görüşebilmek pek müşküldü. Emirdağı'nda ilk defa Üstadla yakından alâkadar olan Çalışkanlar Hanedanı, kasabalarına nefyedilen bu âlim ve fâzıl ihtiyar zata yakından dostluk göstermişler, hizmetine koşmuşlar, sırf lillah için olan bu irtibatlarını sû-i tefsir edenlerin yalan ve tezviratına aldırmayarak alâkalarını gevşetmemişlerdi. Çalışkanlarla beraber Emirdağı'nda birçok sadık mü'minler Nur'a talebe olmuşlar, Üstadın hizmet-i Nuriyesine iştirak etmişler,(Hâşiye-1) Nur risalelerini okuyup yazmaya ve etrafa neşre başlamışlardı. Üstadın Emirdağı'nda ikametinden sonra, Risale-i Nur'un dersleriyle halkın mühim bir kısmının ilim, iman, ahlâk ve fazilet bakımından terakki ettiği herkesçe malûm olduğu gibi resmî zatların ikrarıyla da sabittir.(Hâşiye-2)

Emirdağ talebeleri, Üstadın Emirdağı'ndaki hayatına dair diyorlar ki:

Üstad Emirdağı'nda daimî tarassud altında bulunuyordu. Açık havalarda gezmeye çıkardı. Üstadın, bahar ve yaz mevsimlerinde mutlaka

SAYFA 445

kırlara çıkmak âdeti idi. Yalnız başına gider, birkaç saat kalır, sonra evine dönerdi. Kırlara çıktığı zaman, çok defa arkasından takip ettirilirdi. Bazen bekçiler, bazen jandarmalar takip ederdi. Hattâ bir defa arkasından kurşun attırılmış fakat isabet etmemiştir. Bir gün bir resmî memur, arkasından koşarak "Dışarı çıkmak yasak! Başına bere koyamazsın, sarık saramazsın!" diye mütehakkimane ve mütecavizane ifadeler kullanmış. Üstad da geriye dönmüştür. Bu tarz muameleler çoktur.

Üstadın Emirdağ'daki hizmeti ve meşgalesi, başka yerlerde olduğu gibi yalnız bir vazifeye münhasır değildi. Gerek Lâhikalardaki mektuplardan, gerek ziyaretine gelen dostların ve eski ilim arkadaşları ve talebelerinin ihbarından ve gerekse de kendine yakından alâkadar olan talebe, komşu ve halkların müşahedatından anlaşılıyor ki: Hakka müteveccih, hakikatten nebean eden müteaddid hizmetleri, vazifeleri vardı ve her bir günde de bu vazifelerini îfaya çalışırdı.

Hakaik-i Kur'aniye nurları olan Sözler, Lem'alar gibi eserlerini telif, tashih ve neşir ile meşgul olmakla beraber kelimat-ı kudret olan masnuat ve mevcudatı seyir ve temaşaya, kitab-ı kâinatı mütalaaya çok müştak idi. Zemin yüzünde yazılan, bahar sahifesinde teşhir edilen rahmet ve hikmetin mu'cizeli eserlerini, eşcar ve nebatat ve hayvanattaki sanat-ı İlahiyenin hârikalarını, simalarında parıldayan tevhid sikkelerini okumaya ziyadesiyle meftun idi. Böylece hakaik-i imaniyenin, marifetullahın nihayetsiz ufuklarında hakkalyakîn mertebesinde kanat açıp geziyordu.

Esasen Kur'an'dan aldığı mesleğinin bir esası, tefekkürdür. Eserlerinde insanı daima tefekküre sevk eder ve tefekkürü ders verir. İlim ve tefekkür ile kazanılan marifet-i İlahiyenin, ruh için kâinat vüs'atinde bir genişlik temin ettiğini ve

وَ ف۪ى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ

تَدُلُّ عَلٰى اَنَّهُ وَاحِدٌ

her bir şeyde Sâni'-i Vâhid'e işaretler, delil ve âyetler bulunduğunu ifade eder

تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ

sırrına göre hareket ederdi.

s. 444 (Hâşiye-1) Bugün Emirdağ halkı, umumiyetle Nurlara dost ve taraftardır. Pek çok talebesi vardır. Emirdağı'nda ve civar köylerde Nur dersleri okunmaktadır.

s. 444 (Hâşiye-2) Üstad Said Nursî, Emirdağı'nı bir dershane-i Nuriye manasında kabul ettiğini söyler. Sav, Barla, Emirdağ, Eflani gibi Nurların ekseriyetle yayılıp okunduğu kasaba ve köyleri, birer dershane-i Nuriye unvanıyla yâd eder. Ve kendi Nurs köyü gibi sağ ve ölü umum ahalisine, masum çocuklar ve mübarek hanımlarına dua eder, manevî kazancına hissedar eder.