Tarihçe-i Hayat · s. 58
MUKADDİME
Vaktâ ki hürriyet divanelikle yâd olunurdu, zayıf istibdat tımarhaneyi bana mektep eyledi.
Vaktâ ki itidal, istikamet; irtica ile iltibas olundu; meşrutiyette şiddetli istibdat, hapishaneyi mektep eyledi.
Ey şehadetnamemi temaşa eden zevat! Lütfen ruh ve hayalinizi misafireten, yeni medeniyete karışmış asabî bir bedevî talebenin hal-i ihtilalde olan ceset ve dimağına gönderiniz. Tâ tahtie ile hataya düşmeyiniz. 31 Mart Hâdisesi'nde Divan-ı Harb-i Örfîde dedim ki:
— Ben talebeyim, onun için her şeyi mizan-ı şeriatla muvazene ediyorum. Ben milliyetimizi yalnız İslâmiyet biliyorum. Onun için her şeyi de İslâmiyet nokta-i nazarından muhakeme ediyorum.
Ben hapishane denilen âlem-i berzahın kapısında dururken ve darağacı denilen istasyonda âhirete giden şimendiferi beklerken, cemiyet-i beşeriyenin gaddarane hallerini tenkit ederek; değil yalnız sizlere belki bu zamandaki nev-i benî-beşere îrad ettiğim bir nutuktur. Onun için
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُ
sırrınca kabr-i kalpten hakaik çıplak çıktı. Nâmahrem olan kimseler nazar etmesin. Âhirete kemal-i iştiyakla müheyyayım, bu asılanlarla beraber gitmeye hazırım. Nasıl ki bir bedevî garaib-perest, İstanbul'un acayip ve mehasinini işitmiş fakat görmemiş, nasıl kemal-i hâhişle görmeyi arzu eder; ben de ma'rez-i acayip ve garaib olan âlem-i âhireti o hâhişle görmek istiyorum. Şimdi de öyleyim. Beni oraya nefyetmek, bana ceza değil; sizin elinizden gelirse beni vicdanen tazip ediniz! Ve illâ başka suretle azap, azap değil, benim için bir şandır!
Bu hükûmet, zaman-ı istibdatta akla husumet ediyordu; şimdi de hayata adâvet ediyor. Eğer hükûmet böyle olursa yaşasın cünun, yaşasın mevt!.. Zalimler için de yaşasın cehennem!.. Ben zaten bir zemin istiyordum ki efkârımı onda beyan edeyim. Şimdi bu Divan-ı Harb-i Örfî iyi bir zemin oldu.
Bidayetlerde herkesten sual olunduğu gibi Divan-ı Harpte bana da sual ettiler: Sen de şeriat istemişsin?
Dedim: Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım! Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilalcilerin isteyişi gibi değil.
Hem de dediler: İttihad-ı Muhammediye'ye (asm) dâhil misin?
Dedim: Maaliftihar! En küçük efradındanım. Fakat benim tarif ettiğim vechile… O ittihattan olmayan, dinsizlerden başka kimdir? Bana gösterin.
İşte o nutku şimdi neşrediyorum. Tâ ki Meşrutiyet'i lekeden ve ehl-i şeriatı meyusiyetten ve ehl-i asrı tarih nazarında cehil ve cünundan ve hakikati evham ve şüpheden kurtarayım. İşte başlıyorum:
Dedim: Ey paşalar, zabitler! Hapsimi iktiza eden cinayetlerin icmali:
اِذَا مَحَاسِنِى اللَّات۪ى اَدِلُّ بِهَا
كَانَتْ ذُنُوب۪ى فَقُلْ ل۪ى كَيْفَ اَعْتَذِرُ
Yani medar-ı iftiharım olan mehasinim, şimdi günah sayılıyor. Artık nasıl i'tizar edeyim, mütehayyirim.
Mukaddime olarak söylüyorum: Mert olan cinayete tenezzül etmez. Şayet isnad olunsa cezadan korkmaz. Hem de haksız yere idam olunsam iki şehit sevabını kazanırım. Şayet hapiste kalsam böyle hürriyeti lafızdan ibaret bulunan gaddar bir hükûmetin en rahat mevkii hapishane olsa gerektir. Mazlumiyetle ölmek, zalimiyetle yaşamaktan daha hayırlıdır.
Bunu da derim ki: Siyaseti dinsizliğe âlet yapan bazı adamlar, kabahatlerini setr için başkasını irtica ile ve dinini siyasete âlet yapmakla itham ederler. Şimdiki hafiyeler eskilerden beterdirler. Bunların sadakatine nasıl itimat olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur? Hem de cerbeze ile insan, adalet yaparken zulme düşüyor. Zira insan kusursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü
mehasinle ta'dil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem'edip bir zaman-ı vâhidde, bir şahs-ı vâhidden sudûrunu tevehhüm ederek şedit cezaya müstahak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-ü şedittir.
Şimdi gelelim on bir buçuk cinayetlerimin ta'dadına:(Hâşiye)
s. 60 (Hâşiye) Müellifin meslek ve meşrebine ait parçalar alınmış olup tafsilat arzu edenler, mezkûr esere müracaat etsinler.