Muhâkemat · s. 74
ÜÇÜNCÜ MESELE
Kelâmın elbise-i fâhiresi veyahut cemali ve sureti, üslup iledir. Yani kalıb-ı kelâm iledir. Şöyle ki:
Ya dikkat-i nazar veya tevaggul veya mübaşeret veya sanatın telakkuhuyla hayalde tevellüd eden temayülatın hususiyatından teşekkül eden suretlerden terekküp eden istiare-i temsiliyenin parçaları telahuk ettiklerinden tenevvür ve teşerrüb ve teşekkül eden üslup, kelâmın kalıbı olduğu gibi cemalin madeni ve hulel-i fâhirenin destgâhıdır.
Güya aklın borazanı denilmeye şâyan olan irade ses etmekle, kalbin karanlık köşelerinde yatan manalar çıplak, yalın ayak, baş açık olarak çıktıklarından mahall-i suver olan hayale girerler. O hazinetü'l-hayalde buldukları sureti giyerler. En ekall bir yazmayı sarar veya bir pabucu giyer, lâekall bir nişan ile çıkar. Hiç olmazsa bir düğme ile veya bir kelime ile kendinin nerede terbiye olduğunu gösterir.
Eğer bir kelâmın –fakat tabiattan çıkmış bir kelâmın– üslubunda im'an-ı nazar edersen kendi sanatı içinde işleyen mütekellimi o âyine-misal üslubun içinde göreceksin. Hattâ nefsini nefesinden ve sesinden, mahiyetini nefsinden (üfürmesinden) tevehhüm ve mizaç ve sanatını kelâmıyla mümtezic tahayyül etsen Hayaliyyun mezhebinde muateb olmuyorsun.
Eğer tereddüt ile senin hayalin hastalığı var ise Kaside-i Bür'iyye'den olan
وَاسْتَفْرِغِ الدَّمْعَ مِنْ عَيْنٍ قَدِ امْتَلَأَتْ
مِنَ الْمَحَارِمِ وَالْزَمْ حِمْيَةَ النَّدَمِ
olan bîmarhaneye git, gör! Nasıl hekim-i Busayrî, istifrağla ve nedametin perhiziyle sana reçete yazar.
Eğer iştihanın açılmasıyla üslup denilen hakikatin şişesindeki zülâl-i mana nasıl kendine muvafık ve nasıl imtizaç etmesini seyretmek ve o zülâli içmeye iştihan var ise meyhaneye git ve de: "Ey meyhaneci, kelâm-ı beliğ nedir?"
Elbette onun sanatı onu şöyle söylettirecek: Kelâm-ı beliğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ve fehim denilen süzgeç ile süzülen âb-ı hayat gibi bir manayı, zürefa denilen sâkiler döndürüp efkâr içer; esrarda temeşşi etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır.
Eğer böyle sarhoşların sözlerinden hoşlanmıyorsan suyun mühendisi olan Hüdhüd-ü Süleyman'ın Sebe'den getirdiği nebe' ve haberi dinle! Nasıl inzal-i Kur'an ve ibda-ı semavat ve arz eden Zülcelal'in tavsifini etmiştir. Hüdhüd diyor: "Bir kavme rast geldim. Zemin ve âsumandan mahfiyatı çıkaran Allah'a secde etmiyorlar." Bak evsaf-ı kemaliye içinde, Hüdhüd'ün hendesesine telvih eden vasf-ı mezburu yalnız ihtiyar eyledi.
İşaret:
Üsluptan muradım kelâmın kalıbıdır ve suretidir. Başkalar başka diyorlar. Ve belâgatça faydası, kıssatın tefarıkını ve perişan olan parçalarını iltiham ve bitiştirmektir. Tâ kaide-i "Bir şey sabit olursa levazımıyla sabittir." sırrıyla, bir cüzü tahrik etmekle kıssatın küllünü ihtizaza getirmektir. Güya mütekellim, üslubun bir köşesini muhataba gösterse muhatap kendi kendine velev bir derece karanlık olsa da tamamını görebilir.
Bak nerede olursa olsun "mübareze" lafzı pencere gibi meydan-ı harbi, içinde harp olarak sana gösterir. Evet, çok böyle kelimeler vardır. Hayalin sinematografisi denilse caizdir.
Tenbih:
Üslup meratibi pek mütefavittir. Bazen o kadar latîf ve rakiktir ki nesîm-i seherden daha âheste eser. Bazen o kadar gizli oluyor ki bu zamanın harbinin diplomatlarının desais-i harbiyelerinden daha mestûrdur. Bir diplomatın kuvve-i şâmmesi lâzımdır tâ istişmam edebilsin.
Ezcümle: يٰسٓ suresinde
مَنْ يُحْيِى الْعِظَامَ وَ هِىَ رَم۪يمٌ
şive-i ifadeden, Zemahşerî
مَنْ يَبْرُزُ اِلَى الْمَيْدَانِ
üslubunu istişmam etmiştir. Evet insan, isyanla Hâlık'ın emrine karşı manen müdafaa ve mübareze eder.