Muhâkemat · s. 61
YEDİNCİ MESELE
Kur'an'da zikrolunan: دَحٰيهَا ve سُطِحَتْ ve فُرِّشَتْ ve
تَغْرُبُ ( الشَّمْسُ ) ف۪ى عَيْنٍ حَمِئَةٍ
ve emsalleri gibi bazı ehl-i zâhir tağlit-ı ezhan için onlar ile temessük ederler. Lâkin müdafaaya biz muhtaç değiliz. Zira müfessirîn-i izam, âyâtın zamairindeki serairleri izhar eylemişlerdir. Bize hâcet bırakmamışlar fakat bir ders-i ibret vermişler ve sermeşk yazmışlar.
وَلٰكِنْ بَكَوْا قَبْل۪ى فَهَيَّجُوا لِىَ الْبُكَاءَ
وَ هَيْهَاتَ ذُو رَحْمٍ يَرُقُّ لِبُكَائ۪ى
Malûmdur: Malûmu i'lam bâhusus müşahed olursa abestir. Demek içinde bir nokta-i garabet lâzımdır, tâ onu abesiyetten çıkarsın.
Eğer denilse: "Bakınız nasıl arz küreviyetiyle beraber musattaha ve size mehd olmuştur, denizin tasallutundan kurtulmuş." Veyahut "Nasıl şems, istikrarla beraber tanzim-i maişetiniz için cereyan ediyor." Veyahut "Nasıl binler sene ile uzak olan şems, ayn-ı hamiede gurûb ediyor." Maânî-i âyât kinayetten sarahate çıkmış oluyor. Evet, şu garabet noktaları, belâgat nükteleridir.