Risale-i Nur

Muhâkemat · s. 17

SAYFA 17

İKİNCİ MUKADDİME

Mazide nazarî olan bir şey, müstakbelde bedihî olabilir.

Şöyle tahakkuk etmiştir: Âlemde meylü'l-istikmal vardır.(*) Onun ile hilkat-i âlem, kanun-u tekâmüle tabidir. İnsan ise âlemin semerat ve eczasından olduğundan onda dahi meylü'l-istikmalden bir meylü't-terakki mevcuddur. Bu meyil ise telahuk-u efkârdan istimdad ile neşv ü nema bulur. Telahuk-u efkâr ise tekemmül-ü mebâdi ile inbisat eder.

SAYFA 18

Tekemmül-ü mebâdi ise fünun-u ekvanın tohumlarını sulb-ü hilkatten zamanın terbiye-gerdesi bir zemine ilka ile telkîh eder. O tohumlar ise tedricî tecrübeler ile büyür ve neşv ü nema bulur.

Buna binaendir: Bu zamanda bedihiye ve ulûm-u âdiye sırasına girmiş pek çok mesail var, zaman-ı mazide gayet nazarî ve hafî ve bürhana muhtaç idiler.

Zira görüyoruz: Şimdilik coğrafya ve kozmoğrafya ve kimya ve tatbikat-ı hendesiyeden çok mesail var ki mebâdi ve vesaitin tekemmülüyle ve telahuk-u efkârın keşfiyatıyla, bu zamanın çocuklarına dahi meçhul kalmamışlardır. Belki oyuncak gibi onlar ile oynuyorlar. Halbuki İbn-i Sina ve emsaline nazarî ve hafî kalmışlardır.

Halbuki hikmetin bir pederi hükmünde olan İbn-i Sina, şiddet-i zekâ ve kuvvet-i fikir ve kemal-i hikemiye ve vüs'at-i kariha noktasında bu zamanın yüzlerce hükemasıyla muvazene olunsa tereccuh edip ve ağır gelecektir. Noksaniyet İbn-i Sina'da değil çünkü ibn-i zamandır. Onu nâkıs bırakan, zamanın noksaniyeti idi.

Acaba bedihî değil midir ki Kolomb-u Zûfünun'un sebeb-i iştiharı olan Yeni Dünya'nın keşfi, faraza bu zamana kadar kalmış olsa idi; hiç kaptan arasında kıymeti olmayan bir kayık sahibi de Yeni Dünya'yı eski dünyaya komşu etmeye muktedir olacaktı. Evvelki keşşafın tebahhur-u fikrine ve mehaliki iktihamına bedel, bir küçük sefine ile bir pusula kifayet edecekti.

Fakat bununla beraber şimdi gelecek bir hakikati nazar-ı dikkate almak lâzımdır. Şöyle ki mesailiki kısım dır:

Birisinde telahuk-u efkâr tesir eder. Belki ona mütevakkıftır. Nasıl ki maddiyatta büyük bir taşı kaldırmak için teavün lâzımdır.

Kısm-ı diğeride esas itibarıyla telahuk ve teavün tesirsizdir. Bin de bir de birdir. Nasıl ki hariçte bir uçurum üzerinde atlamak veyahut bir dar yerde geçmekte küll ve küll-ü vâhid birdir. Teavün fayda vermez.

Bu kıyasa binaen fünunun bir kısmı, büyük taşın kaldırılması gibi teavüne muhtaçtır. Bunların ekseri, ulûm-u maddiyedendir.

Diğer bir kısmı, ikinci misale benzer. Tekemmülü def'î, yahut def'î gibi olur. Bu ise ağlebi maneviyat veya ulûm-u İlahiyedendir. Lâkin eğer çendan telahuk-u efkâr, bu kısm-ı sânînin mahiyetini tağyir ve

SAYFA 19

tekmil ve tezyid edemez ise de bürhanların mesleklerine vuzuh ve zuhur ve kuvvet verir.

Hem de nazar-ı dikkate almak lâzımdır ki: Kim bir şeyde çoktevaggul etse galiben başkasında gabileşmesine sebebiyet verir. Bu sırra binaendir ki: Maddiyatta tevaggul eden, maneviyatta gabileşir ve sathî olur. Bu noktaya nazaran, maddiyatta mahareti olanın maneviyatta hükmü hüccet olmasına sebep olmadığı gibi çok defa sözü dahi şâyan-ı istima' değildir.

Evet bir hasta; tıbbı hendeseye kıyas ederek, tabibe bedelen mühendise müracaat edip gösterdiği ilacı istimal eder ise akrabasına taziye vermeye davet ve kendisi için kabristan-ı fenanın hastahanesine nakl-i mekân etmek için bir raporu istemek demektir.

Kezalik hakaik-i mahza ve mücerredat-ı sırfeden olan maneviyatta, maddiyyunun hükümlerine müracaat ve fikirleriyle istişare etmek, âdeta latîfe-i Rabbaniye denilen kalbin sektesini ve cevher-i nurani olan aklın sekeratını ilan etmek demektir.

Evet, her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatı göremez.

s. 17 (*) Bizim bir Kürt demiştir: Her zerrede temayül ayândır tekâmüle Her soyda füyuz-u hüveyda-nüma ile Bir nokta-i kemale şitab üzre kâinat, Ol noktaya teveccüh ile yükselir hayat. Kahriyyat