Sikke-i Tasdiki Gaybî · s. 183
imanî, bir sene taat hükmüne geçtiği gibi inşâallah onların sıkıntıları da öyle sevaba medar olur. Onlar da merak edip teessür ile değil, ferah ve sürur ile karşılamalı. Fakat Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anhın iki kere
سِرًّا بَيَانَةً ، سِرًّا تَنَوَّرَتْ
demesine binaen biz, her vakit ihtiyatlı olmak ve tam sakınmak vaziyetini muhafaza etmeye mükellefiz.
Risale-i Nur'un mensupları, şuur ve ihtiyarları haricinde birbiriyle münasebettar, birbirinin hâdiseleriyle alâkadar olduğuna bir delil de bugünlerde oldu. Şöyle ki:
Oradaki hâdisenin vukuundan bugüne kadar, buradaki muhtelif tabakalardaki talebelerin vaziyetleri, ehemmiyetli bir hâdise yüzünden değişmiş gibi çekinmek ve münafıkların nazarını kendilerine ve bizlere celbetmemek için tevakkuf devresi geçti. Hem Nazif gibi birçok zatın rüyalarının tabirleriyle, sizin hâdiseniz olduğunu anladık.
Umum kardeşlerimize birer birer hususan musibetzedelere selâm ve dua ediyoruz. Cenab-ı Hak onları çabuk kurtarıp(Hâşiye) vazifelerinin başlarına geçirsin, âmin! Kardeşiniz
Said Nursî
Risale-i Nur'un mühim bir rüknü olan Hâfız Ali'nin (rh) fıkrasıdır
Aziz Üstadım Efendim!
"Bu acib zamanın en büyük tehlikesi, hadîs-i şerifle sabit olan âhir zamanda çok ehl-i sefahet ve gaflet dünyadan imansız çıkmak yarasını lisan-ı Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'la, kabre iman ile girmek ilacıyla tedavi eden Risaletü'n-Nur şakirdlerine bir hüccet-i kātıa bahşeden Risaletü'n-Nur'a hizmet, acaba âciz insanların cüz'î ve fazl-ı İlahî ile hizmetleri nasıl mukabele eder; belki her iki cihetle bir fazl-ı İlahîdir." beyan buyrulduktan sonra, nasıl gecenin zulümatında yanan bir nur ve bir ziya lisan-ı hal-i şavkıyla bütün ruh sahiplerini, hattâ en küçük
pervaneleri dahi zulümattan nura çağırıp çıkardığı gibi Risaletü'n-Nur dahi lisan-ı hal ve kāl ile şeriat kılıncıyla manen idam olmamış ve zulümatta boğulup ölmemiş ehl-i ilim ve ehl-i tarîkatı davet etmesi, onun Rahîm ismine mazhariyeti şe'nindendir.
İki hatıradan birincisi: İhtiyare hanımlar hakkında ve her zamanda nüfuzunu ve kat'î tesirini gördüğümüz hadîs-i şerifin beyan buyrulması, bizleri ve çok alâkadar kadınları sevindirdi. Cenab-ı Hak sizden ebeden razı olsun, âmin!
İkinci hatıra: Gaflet sâikasıyla veya gözsüz, el yardımıyla bazıların elmas yerine cam parçası aldığı gibi saadet-i ebediye dükkânı olan Risaletü'n-Nur'dan saadet-i dünyeviye aramaya gelenleri ikaz ve irşad fıkralarınız, gece gündüz yol gözleyen umum Risaletü'n-Nur şakirdlerini mesrur eyledi. Talebeniz
Hâfız Ali (rh)
Mustafalar, Küçük Ali, mübarek ve münevver kardeşler!
Mektubunuz, Büyük Ali'nin mektubu gibi acib bir hakikati beyan ediyor. O hakikat, Risaletü'n-Nur hakkında haktır. Fakat benim haddim değil ki o hududa gireyim.
عُلَمَاءُ اُمَّت۪ى كَاَنْبِيَاءِ بَن۪ى اِسْرَائ۪يلَ
ferman etmiş. Gavs-ı A'zam Şah-ı Geylanî (ks), İmam-ı Gazalî (ks), İmam-ı Rabbanî (ks) gibi hem şahsen hem vazifeten büyük ve hârika zatlar bu hadîsi, kıymettar irşadlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan hikmet-i Rabbaniye onlar gibi ferîdleri ve kudsî dâhîleri ümmetin imdadına göndermiş.
Şimdi ise aynı vazifeye fakat müşkülatlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı manevî hükmünde bulunan Risaletü'n-Nur'u ve sırr-ı tesanüdle bir ferd-i ferîd manasında olan şakirdlerini bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak dümdarlık vazifesi var.
Said Nursî
Evet, bu asrın ehemmiyetli ve manevî ve ilmî bir mürşidi olan Risaletü'n-Nur'un heyet-i mecmuası, sair şahsî büyük mürşidler gibi kendine muvafık ve hakikat-i ilmiyesine münasip, birkaç nevide ve bilhassa hakaik-i imaniyenin izharında, intişarında azîm kerametleri olduğu gibi; üç keramet-i zâhiresi bulunan Mu'cizat-ı Ahmediye (asm), Onuncu Söz, Yirmi Dokuzuncu Söz ve Âyetü'l-Kübra gibi çok risaleleri dahi her biri kendine mahsus kerametleri bulunduğunu çok emareler ve vakıalar bana kat'î kanaat vermiş. Hattâ sekeratta bulunan talebelerine imanını kurtarmak için mürşid gibi yetiştiğine müteaddid vakıalar şüphe bırakmıyor.
Hem bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nâfile hükmünde. Bir misal, Hizbü'l-Ekber'dir diye müşahede ettim ve kanaat getirdim.
Bir sual-cevap olarak yazdığım bir fıkrayı, size de faydası olur ihtimaliyle beyan ediyorum. Şöyle ki:
Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalaa eden bir kısım zatlar tarafından soruldu: "Risale-i Nur'un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz'an onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?"
Elcevap: Eski mübarek zatların ekseri divanları ve ulemanın bir kısım risaleleri imanın ve marifetin neticelerinden ve meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında imanın esasatına ve köklerine hücum yok idi ve erkân-ı iman sarsılmıyordu.
Şimdi ise köklerine ve erkânına şiddetli ve cemaatli bir surette taarruz var. O divanlar ve risalelerin çoğu has mü'minlere ve fertlere hitap ederler, bu zamanın dehşetli taarruzunu def'edemiyorlar.
Risale-i Nur ise Kur'an'ın bir manevî mu'cizesi olarak imanın esasatını kurtarıyor ve mevcud ve muhkem imandan istifade cihetine değil belki çok deliller ve parlak bürhanlar ile imanın ispatına ve tahakkukuna ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden; herkese bu zamanda ekmek gibi ilaç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar.
O divanlar derler ki: "Veli ol, gör; makamata çık, bak; nurları, feyizleri al."
Risale-i Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar."
s. 183 (Hâşiye) Bu dua hârika bir surette kabul oldu, pek çabuk kurtuldular.