Sikke-i Tasdiki Gaybî · s. 165
Sâniyen: O zaman büyük âlimler, bana karşı üstadlık vaziyetini değil, ya rakip veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için bana bir cübbe giydirmek ve üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliya-yı azîmeden dört beş zatın da vefat etmeleri cihetiyle, elli altı senedir icazetin zâhir alâmeti olan cübbeyi giymek, bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlana Zülcenaheyn Hâlid Ziyaeddin kendi cübbesini, pek garib bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek yüz yaşında(Hâşiye) cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakk'a şükrediyorum.
Said Nursî
Emin ve Feyzi'nin Isparta'daki kardeşlerine, Üstadlarının hastalığı hakkında bir mektuplarıdır
…
Ramazan-ı şerifte beş gün savm-ı visal içinde gıda olarak, ekmeksiz muhallebi üç ve beş altı kaşık soğuk yoğurt… Üçüncü gece, yarım kaşık muhallebi ve dördüncü gece iftarda sulu şehriyeden beş kaşık ve beş kaşık da yine o şehriyeden sahurda ve yoğurt keza üç dört kaşık; beşinci gece, tanesiz gibi gayet hafif şehriye beş altı kaşık; sahurda ise yine beş altı kaşık. İşte beş günde pirinç çorbası su sayılmamak şartıyla şehriyeden beş dirhem, yoğurt süzülse on dirhem, muhallebi susuz altı yedi dirhem, mecmuu otuz dirhem gıda ile beş gün savm-ı visal, yalnız teravih noksan olarak sair vazifelerin yapılması, Risaletü'n-Nur şakirdlerine ihata edilen inayatın hârikalarından bir kerametini gördük.
Hem Üstadımızdan hiç görmediğimiz ikimiz yani Feyzi, Emin; Barla, Isparta Süleymanları gibi inceden inceye hastalık hiddetlerini tahrik etmemek için ihtiyat edemediğimizden, şiddetli hiddetini gördük. Bu hastalığında yine eser-i rahmettir ki hiç hayal ve hatıra gelmeyen aşr-ı âhirin gayet mühim gecelerinde, Üstadımızın tam îfa edemediği vazife yerinde bu havalide her bir şakird, kendi hususi çalışmasından başka, bir saati Üstad hesabına Risaletü'n-Nur'un şakirdlerinin mücahede-i
maneviyelerine iştirak ve onları hedef edip onların defter-i a'maline geçmeye, aynı Üstad gibi çalışmaya başladılar. Hattâ Üstadımız diyordu: Ehemmiyetsizliğimle beraber Isparta ve havalisinde kardeşlerimizin a'mal-i uhreviyesine bir medar-ı müheyyic hükmünde benim kusurlu çalışmam kâfi gelmiyordu; demek Üstad yerinde, onun birkaç saat çalışmasına bedel, pek çok saatler aynı vazifeyi görmeye başladılar. Cenab-ı Hak rahmetiyle, bu hastalık vesilesiyle bir şahs-ı manevî ve kuvvetli bir medar olacak bu tedbiri ihsan eyledi, cüz'iyetten külliyete çıkardı.
Hem bu hastalık letaifindendir ki Üstadımızın hiç sesi çıkmıyordu, konuşamıyordu. Hiç beklenilmeden, birden iftar vaktinde bir doktor geldi, elini tuttu. Üstadımız dedi ki: "Ben hastalığımı muayene ettirmem, ben hekimlere muhtaç değilim. Hekim, Cenab-ı Hak'tır." Birden canlandı, sesi çıkmaya başladı. Güya kendisi bir doktor şeklini aldı. Doktor ise bir hasta hükmüne geçti. Doktora ehemmiyetli bir mektubu okudu, doktorun derdine deva olacak bir ilaç oldu. Sonra top atıldı. Doktora dedi: "Burada iftar et." Doktor dedi: "Bugün kusur etmişim, oruç tutamadım." demesiyle çok hayret ettiğimiz Üstadımızın vaziyeti, orucu bozmuş bir doktorun tıp noktasında hâkimane vaziyetini kabul etmedi ki o vaziyet ona verildi.
Evet, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsinden gelen şifa duası, öyle yüz bin doktora mukabil gelir diye biz de tasdik ettik. Hem bu hastalığın Leyle-i Kadirde Risaletü'n-Nur talebeleri, hususan masumlar ettikleri şifa duaları öyle bir derecede hârika bir surette tesirini gösterdi ki Üstadımıza sıhhat halinden daha ileri bir surette bir vaziyet verildi, Leyle-i Kadre lâyık bir tarzda çalışmaya başladı. Risale-i Nur şakirdlerinden gelen bu dua-yı şifa, hârika bir mu'cize gibi bir keramet olduğunu biz gözümüzle gördük. Risale-i Nur şakirdlerinden
Emin, Feyzi
Bizden bir ay uzakta bulunan Risaletü'n-Nur şakirdleri, Üstadımızın hastalığının aynı zamanında hastalığının vaziyetini rüyada aynen gördükleri gibi; Sabri ve Hâfız Ali'nin taifeleri de aynı vakitte burada yani Kastamonu'da olduğu gibi, hasta olan Üstadımızın hesabına daha mühim bir tarzda çalışmışlar. Şöyle ki:
(Sabri'nin mektubunun bir parçasıdır)
Üstadım Efendim!
Rahatsızlığınız anında oradaki menba-ı Nur'un mücahidleri bir saat mesai-i maneviyelerini hâdim-i Kur'an hesabına yaptıkları gibi bu havalide de bu seneye mahsus îfa edilen mesai-i diniye tahdis-i nimet zımnında zikre vesile oldu. Fakire bu sene Leyle-i Kadirden bir gün evvel ihtar edildi ki: "Bu sene Leyle-i Kadri iki gece yap." Bendeleri de cemaate şöyle söyledim ki: "Üstadım (Sellemehullahu ve âfâhu) bazı bu gibi mübarek geceleri bazı maksatlara binaen o leyle-i mübarekeyi ihya için bir gece evvel, hattâ ma'hud geceden bir gece sonra daha ihyaya sa'y ederlerdi. Biz de o isre ittibaen onun hesabına Leyle-i Kadri iki gece yapacağız." diye niyet ve karar ettik. Birinci gecede Evrad-ı Bahaiye ve Tesbihat ve Sekine ve Delailü'l-Hayrat ve Cevşenü'l-Kebir gibi ders ve virdlerimize çalıştık. İkinci gece keza hem nasihat… Demek ittiba cihetiyle, Üstadımızın hesabına yüz cemaatle "tekabbelallah" çalıştırılmışız. Sonra Isparta, Atabey, İslâmköy, Kuleönü vesaire gibi mahallerde de sair vezaiften maada her gün Kur'an'ın cüzlerini taksim suretiyle hatm-i Kur'an, Üstad hesabına bütün ramazanda ve Âyetü'l-Kürsî hatimleri keza… Şu halde, bu seneye mahsus yapılan ibadat-ı maruzaların bir hikmeti varmış ki bilmediğimiz halde Kastamonulu kardeşlerimiz gibi Üstad hesabına çalıştırılmışız. Fîmâba'd Rabb'im uzun ömürler ihsan etsin; muammer, ebedî şifa ve deva ve inayetler ihsan buyursun, âmin! Talebeniz
Sabri
s. 165 (Hâşiye) Risale-i Nur şakirdlerinden ve âhiret hemşiremizden "Âsiye" namında bir hanım eliyle o mübarek emaneti aldım.