Risale-i Nur

Sikke-i Tasdiki Gaybî · s. 180

SAYFA 180

Halil İbrahim'in Risale-i Nur'a hitaben yazdığı bir fıkradır

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الرِّسَالَةِ النُّورِيَّةِ

Şümus-u Kur'an'ın envarlarından in'ikas eden ecram-ı ulviye, seyyarat ve sevabit-i kevkebiye ve ezhar-ı müzeyyene-i ravza-i safaiyye ve hakaik-aşina ile memlû dürr-i meknune

اَلْمُؤَيَّدُ بِالدَّلَائِلِ الْعَقْلِيَّةِ وَ التَّسْل۪يمِيَّةِ

olan Risale-i Nuriye, esrar-ı kitabullah, âlemi ziyalandırdı ve inşâallah daimî ziyalandıracaktır. Ve öyle bir şaheserdir ki selef-i salihînin eserlerinin sonunda gelmekle hepsinden ileridedir. Öyle mebzul bir feyz var ki en zulmetli kalpleri dahi nur-u iman ile nurlandırır. Ve öyle bir marifet-i İlahiyeyi serd ve beyan eyler ki körlere bile gösterdi.

O benim gözümün nuru, kalbimin süruru, gönlümün bülbülü, ruhumun gıdası, letaifimin incilâsı, canımın canı… Ben onun her bir hakikatine bin can versem, inşâallah bir cana mukabil bâkide bin can alacağım. O benim kabirde enisim, berzahta refikim ve mizanda a'malim, sıratta Burak'ım, cennette yoldaşım…

Ben onun hakkında nasıl tarif edebilirim? Yirmi Sekizinci Mektup'ta serdedilen

وَ مَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَت۪ى وَ لٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ى بِمُحَمَّدٍ

fehvasınca ben de derim:

وَ مَا مَدَحْتُ رِسَالَةَ النُّورِ بِمَقَالَت۪ى وَ لٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ى بِرِسَالَةِ النُّورِ

Hem ne haddime düşmüş ki o menşur-u Kur'an'dan bahsedeyim! Olsa olabilse bu fakir, ondan istişfâ (اِسْتِشْفَاء) ve istişfâ' (اِسْتِشْفَاع) ve istifaza edebilir. Şöyle ki:

گَرْ نَه خٰواه۪ى دَادْ نَه دَاد۪ى خٰواهْ

kaidesince rıza-yı Bâri'nin kendisinden hoşnut ve razı olmasını isteriz. Ve onun nuruyla dünyada bütün âlem-i İslâm'ın nurlanmasını isteriz. Ve talebelerinin dünyada birer arslan ve âhirette birer sultan olmasını ve Livaü'l-Hamd sancağının altında, önde Üstadımızla, bütün talebeleriyle varmak isteriz.

SAYFA 181

Elhasıl: İstemesini bilmediğim için maddî ve manevî bütün rızık ve ihtiyaçlarımızın verilmesini, Üstadımın istemesini isteriz. Orada bulunan kardeşlerimizin, başta Üstadımız olarak, cümlesine ayrı ayrı selâmlarla sıhhat ve âfiyette berdevam olmasını isteriz.

اَلْبَاق۪ى هُوَ الْبَاق۪ى

Talebeniz

Halil İbrahim

Risale-i Nur'un mühim erkânından bulunan ve bu ayn-ı hakikat olan mektubunu bizlere gönderen Halil İbrahim kardeşimizin sözlerini âciz lisanım söylemeye ve âtıl kalemim yazmaya muktedir değilse de her hususta bu mübarek kardeşimizin fikrine bütün ruh u canımla iştirak ediyorum. Hem kalbime bakıyordum; bu mektubu yazarken lisanıma tercüman olamayan kalbim de aynen bu medhe manen iştirak edip beraber o kardeşimle söyler gibi hissedip telezzüz ederdim. Eğer söyleyebilseydim ben de böyle söylerdim.

Feyzi

بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu yeni hâdise-i taarruziyeden müteessir olmayınız. Çünkü mükerrer tecrübelerle, Risaletü'n-Nur inayet altındadır. Hiçbir taife, şimdiye kadar böyle ehemmiyetli hizmette bizler kadar az meşakkat ile kurtulan olmamış.

Hem geçen ramazandaki hastalığım ve Eskişehir'deki musibetimiz gibi çok vakıalarla zâhirî sıkıntılı, meşakkatli hâlât altında Risaletü'n-Nur'un faydasına ait inkişafatı ve daha tesirli fütuhatı görülmüş. İnşâallah bu sıkıntılı hâdise dahi münafıkların aks-i maksuduyla, Risaletü'n-Nur'un fütuhatı başka mecralarda teshile vesile olur.

SAYFA 182

Beşinci Şuâ ellerine geçmesi ehemmiyetlidir. Fakat bunda bir hikmet var. Belki onlara kendi mesleklerini bildirmek ve cehenneme gidenin mahiyetini bilmek için fevkalâde ve iktidarımız haricinde bir kaza-i İlahî diye Cenab-ı Hakk'ın hikmetine ve inayetine ve hıfzına itimat edip merak etmeyiniz.

Hem siz hem onlar bilsinler ki sadaka belayı def'ettiği gibi; Risaletü'n-Nur Anadolu'dan hususan Isparta ve Kastamonu'dan âfat-ı semaviye ve arziyeyi def' ve ref'ine vesiledir. Evet Sabri'nin

يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ى ... وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ ... الخ

âyetinden istihraç ettiği mana, haktır ve mutabıktır.

Evet Risale-i Nur, Sefine-i Nuh gibi Anadolu'yu Cebel-i Cûdi hükmüne getirip küre-i arzın yangınından ve tufanından kurtulmasına sebeptir. Çünkü zaaf-ı imandan gelen tuğyan, ekseri musibet-i âmmeyi celbettiği gibi; imanı fevkalâde kuvvetlendiren Risaletü'n-Nur, o musibet-i âmmeyi dairesinin haricine bırakmaya rahmet-i İlahiye tarafından vesile oldu.

Bu ehl-i iman, bu Anadolu halkı Risaletü'n-Nur'a girmeseler de ilişmesinler. Eğer ilişseler yakında bekleyen yangınlar, tufanlar, taunların istilasına uğrayacaklarını düşünsünler, akıllarını başlarına alsınlar. Madem biz onların dünyalarına karışmıyoruz, onlar da bizim bu derece âhiretimize karışmaları onlara felaket getirmek ihtimali kavîdir.

İşte bu sekiz aydır, hususan bu heyecan veren bu hâdiselerle beraber; şimdi yanımda bulunan Feyzi, Emin ile ve bütün dostlar şahittir ki bu sekiz ay zarfında bir tek defa, ne Harb-i Umumî ne de siyaseti sormamışım. Ve odamda işitilen radyoyu da üç senedir dinlemedim. Halbuki ben, binler adam kadar dünyaya bakmak münasebetim var. Demek bize ilişen, doğrudan doğruya imana tecavüz eder. Onları, Cenab-ı Hakk'a havale ediyoruz.

Hem ehl-i siyasetle hiçbir münasebetimiz olmadığı halde, kat'î bilsinler ki bu memlekette, bu asırda, bu milleti anarşilikten, tereddi ve tedenni-i mutlaktan kurtaracak yegâne çare, Risaletü'n-Nur'un esasatıdır.

Bu hâdisede sıkıntı çeken masumlar ve üstadları bilsinler ki ağır şerait altında bir saat nöbet, bir sene ibadet ve bir saat hakiki tefekkür-ü