Risale-i Nur

Lemalar · s. 43

SAYFA 43
HÂTİME

Kur'an-ı Hakîm'in tevafuk cihetinden tezahür eden i'cazî nüktelerinden bir nüktesi şudur ki: Kur'an-ı Hakîm'de ism-i Allah, Rahman, Rahîm, Rab ve ism-i Celal yerindeki Hüve'nin mecmuu, dört bin küsurdur.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

(Hesab-ı ebcedin ikinci nev'i ki huruf-u heca tertibiyledir) o da dört bin küsur eder. Büyük adetlerde küçük kesirler, tevafuku bozmadığından küçük kesirlerden kat'-ı nazar edildi. Hem الٓمٓ tazammun ettiği iki vav-ı atıf ile beraber iki yüz seksen küsur eder. Aynen Sure-i El-Bakara'nın iki yüz seksen küsur ism-i Celal'ine ve hem iki yüz seksen küsur âyâtın adedine tevafuk etmekle beraber, ebcedin hecaî tarzındaki ikinci hesabıyla, yine dört bin küsur eder. O da yukarıda zikri geçmiş beş esma-i meşhurenin adedine tevafuk etmekle beraber

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

in kesirlerinden kat'-ı nazar, adedine tevafuk ediyor.

Demek, bu sırr-ı tevafuka binaen الٓمٓ hem müsemmasını tazammun eden bir isimdir hem El-Bakara'ya isim hem Kur'an'a isim hem ikisine muhtasar bir fihriste hem ikisinin enmuzeci ve hülâsası ve çekirdeği hem

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

in mücmelidir. Ebcedin meşhur hesabıyla

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

ism-i Rab adedine müsavi olmakla beraber اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ deki müşedded ر iki ر sayılsa o vakit dokuz yüz doksan olup pek çok esrar-ı mühimmeye medar olup on dokuz harfiyle on dokuz bin âlemin miftahıdır.

SAYFA 44

Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'da lafza-i Celal'in tevafukat-ı latîfesindendir ki bütün Kur'an'da sahifenin âhirki satırın yukarı kısmında seksen lafza-i Celal, birbirine tevafukla baktığı gibi aşağıki kısımda da aynen seksen lafza-i Celal, birbirine tevafukla bakar. Tam o âhirki satırın ortasında yine elli beş lafza-i Celal, birbiri üstüne düşüp ittihat ederek güya elli beş lafza-i Celal'den terekküp etmiş bir tek lafza-i Celal'dir. Âhirki satırın başında yalnız ve bazı üç harfli kısa bir kelime fâsıla ile yirmi beş tam tevafukla tam ortadaki elli beşin tam tevafukuna zammedilince seksen tevafuk olup, o satırın nısf-ı evvelindeki seksen tevafuka ve nısf-ı âhirdeki yine seksen tevafuka tevafuk ediyor.

Acaba böyle latîf, zarif, muntazam, mevzun, i'cazlı bu tevafukat; nüktesiz, hikmetsiz olur mu? Hâşâ, olamaz. Belki o tevafukatın ucuyla mühim bir define açılabilir.

رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

Said Nursî