Risale-i Nur

Mektubat · s. 520

SAYFA 520

SEKİZİNCİ REMİZ

Sual: Bütün kıymettar kitaplar içinde Risale-i Nur, Kur'an'ın işaretine ve iltifatına ve Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anhın takdir ve tahsinine ve Gavs-ı A'zam'ın (ks) teveccüh ve tebşirine vech-i ihtisası nedir? O iki zatın kerametle Risale-i Nur'a bu kadar kıymet ve ehemmiyet vermesinin hikmeti nedir?

Elcevap: Malûmdur ki bazı vakit olur, bir dakika; bir saat ve belki bir gün, belki seneler kadar ve bir saat; bir sene, belki bir ömür kadar netice verir ve ehemmiyetli olur. Mesela, bir dakikada şehit olan bir adam, bir velayet kazanır. Ve soğuğun şiddetinden incimad etmek zamanında ve düşmanın dehşet-i hücumunda bir saat nöbet, bir sene ibadet hükmüne geçebilir.

İşte aynen öyle de Risale-i Nur'a verilen ehemmiyet dahi zamanın ehemmiyetinden hem bu asrın şeriat-ı Muhammediyeye (asm) ve şeair-i Ahmediyeye (asm) ettiği tahribatın dehşetinden hem bu âhir zamanın fitnesinden eski zamandan beri bütün ümmet istiaze etmesi cihetinden hem o fitnelerin savletinden mü'minlerin imanlarını kurtarması noktasından Risale-i Nur öyle bir ehemmiyet kesbetmiş ki: Kur'an ona kuvvetli işaretle iltifat etmiş ve Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anh üç kerametle ona beşaret vermiş ve Gavs-ı A'zam (ks) kerametkârane ondan haber verip tercümanını teşci etmiş.

Evet, bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kaleleri sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan her mü'min, tek başıyla dalaletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin.

Risale-i Nur bu vazifeyi, en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu, nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda; hakaik-i Kur'aniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini, gayet kuvvetli bürhanlar ile ispat ederek o iman-ı tahkikîyi taşıyan hâlis ve sadık şakirdleri dahi bulundukları kasaba ve karye ve şehirlerde –hizmet-i imaniye itibarıyla– âdeta birer gizli kutub gibi mü'minlerin manevî birer nokta-i istinadı olarak bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde, kuvve-i maneviye-i itikadları cesur birer zabit gibi kuvve-i maneviyeyi, ehl-i imanın kalplerine verip mü'minlere manen mukavemet ve cesaret veriyorlar.

SAYFA 521

Eğer bir muannid tarafından denilse: "Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anh, bu umum mecazî manaları irade etmemiş."

Biz de deriz ki: Faraza Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anh irade etmezse fakat kelâmı delâlet eder ve karinelerin kuvvetiyle, işarî ve zımnî delâletle manaları içine dâhil eder.

Hem madem o mecazî mana ve işarî mefhumlar haktır, doğrudur ve vakıa mutabıktır ve bu iltifata lâyıktır ve karineleri kuvvetlidir; elbette Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anhın, böyle bütün işarî manaları irade edecek küllî bir teveccühü faraza bulunmazsa; Celcelutiye vahiy olmak cihetiyle hakiki sahibi, Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahu anhın üstadı olan Peygamber-i Zîşan aleyhissalâtü vesselâmın küllî teveccühü ve üstadının Üstad-ı Zülcelal'inin ihatalı ilmi onlara bakar, irade dairesine alır.

Bu hususta kat'î ve yakîn derecesindeki kanaatimin bir sebebi şudur ki: Müşkülat-ı azîme içinde, El-Âyetü'l-Kübra'nın tefsir-i ekberi olan Yedinci Şuâ'yı yazmakta çok zahmet çektiğimden, bir kudsî teselli ve teşvike cidden çok muhtaç idim. Şimdiye kadar mükerrer tecrübelerle bu gibi haletlerimde, inayet-i İlahiye imdadıma yetişiyordu. Risaleyi bitirdiğim aynı vakitte –hiç hatırıma gelmediği halde– birden bu keramet-i Aleviyenin zuhuru, bende hiçbir şüphe bırakmadı ki bu dahi benim imdadıma gelen sair inayet-i İlahiye gibi Rabb-i Rahîm'in bir inayetidir. İnayet ise aldatmaz, hakikatsiz olmaz.

Said Nursî