İşârât-ül İ'caz · s. 73
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Bu cümlenin mâkabliyle cihet-i nazmı:
Arkadaş! Cenab-ı Hakk'ın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celalî, diğeri cemalî iki türlü tecellisi vardır.
Celal ile Cemal'in sıfât-ı ef'al âleminde tecellisinden; lütuf ve kahr, hüsün ve heybet tezahür eder.
Ef'al âlemine tecelli edince tahliye (تَحْلِيَه) ile tahliye (تَخْلِيَه) tezyin ile tenzih) doğar.
Âsâr ve a'mal âleminden âlem-i âhirete intıba edince lütuf, cennet ve nur olarak; kahr da cehennem ve nâr olarak tecelli eder.
Sonra âlem-i zikre in'ikas edince biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır.
Sonra âlem-i kelâmda tecelli edince kelâmın emir ve nehye taksimine sebep olur.
Sonra âlem-i irşada intikal edince irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzara taksim eder.
Sonra vicdana tecelli edince reca ve havf husule gelir.
Sonra irşadın iktizasındandır ki havf ile reca arasındaki muvazene devamla muhafaza edilsin ki reca ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de eğri yollara gidilmesin. Ne Allah'ın rahmetinden meyus ne de azabından emin olunsun.
İşte böylece teselsül eden şu hikmetten dolayı Kur'an-ı Kerîm, ale'd-devam tergibden sonra terhib ve ebrarı medhettikten sonra füccarı zemmetmiştir.
Sual: Bu cümle ile
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ى نَع۪يمٍ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ى جَح۪يمٍ
cümlesi arasında ne gibi bir fark vardır ki orada atıf var, burada yoktur?
Cevap: Atfın hüsnü, münasebetin hüsnüne bakar. Hüsn-ü münasebet, her iki cümleden takip edilen garaz ve maksadın bir olmasına mütevakkıftır. Halbuki oradaki maksat, burada yoktur. Burada birinci cümledeki maksat, Kur'an'ın medhine incirar eden mü'minlerin medhidir. İkinci cümleden maksat, yalnız tahvif ve terhib için kâfirlerin zemmidir. Bu ise Kur'an'ın medhiyle alâkadar değildir.
Sonra bu cümlenin ihtiva ettiği eczanın nazmında tezahür eden letaif cihetine bakalım:
اِنَّ ile اَلَّذ۪ينَ mevkilere göre ifade ettikleri nüktelerden maada, belâgatça kıymetli sayılan iki nükteyi daha tazammun etmişlerdir ki Kur'an, pek çok yerlerinde اِنَّ ile اَلَّذ۪ينَ yi mükerreren zikretmiştir.
Tahkiki ifade eden اِنَّ deki nükte şöyle tasvir edilebilir ki:
اِنَّ herhangi bir cümlede bulunursa o cümlenin damını deler, hakikate nüfuz eder. Ve o davayı veya hükmü aşağıya indirir, hakikate yapıştırmakla o hükmün hayalî veya zannî veya mevzu veya hurafe hükümlerden olmadığını ve ancak hakaik-i sabiteden olduğunu ispat eder.
Bu cümlede اِنَّ nin hususi nüktesi: Bu âyetin muhatabı olan Hazret-i Muhammed'de (asm) şek ve inkâr bulunmadığı halde şek ve inkârı ref'etmek şe'ninde olan اِنَّ ile karşılanması, onların iman etmesi için Peygamber'in (asm) şiddet-i hırsına işarettir.
اَلَّذ۪ينَ kelimesi ise göze görünmezden evvel akla görünen garib ve yeni hakikatlere bir vasıta-i işarettir. Bunun içindir ki hakikatleri tebdil ve tecdid eden inkılabları tasvir için kullanılan işaret ve vasıtalardan en çok kullanılan اَلَّذ۪ينَ ve emsalidir.
Kur'an'ın tecellisiyle çok neviler silindi, hakikatler yıkıldı. Onlara bedel, yeni yeni neviler, hakikatler teşekkül etti. Evet, zaman-ı cahiliyete bak! O zamanda bütün neviler millî rabıtalar üzerine teşekkül ettiği gibi içtimaî hakikatler de taassub-u kavmî üzerine bina edilmişti. Kur'an'ın tecellisiyle o rabıtalar kesildi, o hakikatler tahrip edildi. Onlara bedel, dinî rabıtalar üzerine yeni neviler ve hakikatler ihdas edildi.
Evet, Şems-i Kur'an'ın tulûu ile bazı kalpler onun ziyasıyla tenevvür etti. Ve mü'minlerin nevini temyiz ve tayin eden bir hakikat-i nuraniye meydana geldi. Kezalik o keskin ziya karşısında, mezbeleye benzeyen bazı pis kalpler de yanıp kömür oldular. Ve o kâfirlerin nevini ilan eden zehirli bir hakikat-i küfriye husule geldi. İşte bu hakikat-i küfriyeye işaret için اَلَّذ۪ينَ zikredilmiştir.
Maahâzâ her iki اَلَّذ۪ينَ arasında tam bir münasebet vardır. Çünkü her birisi birbirine zıt olan bir hakikate işarettir.
Ve keza harf-i tarif olan اَلْ in ifade ettiği beş manayı اَلَّذ۪ينَ de ifade ediyor. O manaların en meşhuru, "ahd"dir. Yani gerek اَلْ den gerek اَلَّذ۪ينَ den ma'hud ve malûm bir şey kasdedilir. Binaenaleyh Ebucehil, Ebu Leheb, Ümeyye İbn-i Halef vesaire gibi ma'hud ve meşhur büyük kâfirlere اَلَّذ۪ينَ ile işaret edilmiş olduğu ihtimali pek kavîdir. Bu ihtimale binaen şu âyet, gaybdan ihbar eden âyetlerden biri olur. Çünkü onlar küfür üzerine ölmüşlerdir. Ve aynı zamanda i'caz-ı manevînin dört nevinden bir nev'i, şu gaybî ihbarlardan tezahür eder.