Risale-i Nur

İşârât-ül İ'caz · s. 70

SAYFA 70

YEDİNCİ ME'HAZ: terbiyeyi ifade eden رَبِّ kelimesidir.

Bu kelimenin burada ihtiyar edilmesi, onlarınrızık ile terbiyeleri rububiyetin şe'ninden olduğu gibi hidayetle de tagaddileri rububiyetin şe'ninden olduğuna işarettir.

وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Bu cümledeki nüktelerin me'hazleri:

1- و ile atıf.

2- اُولٰٓئِكَ nin tekrarı.

3- Zamirü'l-fasl olan هُمْ

4- اَلْ edatı.

5- Felâh yollarının adem-i zikriyle مُفْلِحُونَ nin âmm ve mutlak bırakılması gibibeş me'hazdan ibarettir.

Birincisi: و ile yapılan atıf, her iki cümle arasında bulunan münasebete binaen yapılmıştır. Zira birinci اُولٰٓئِكَ saadet-i âcile (عَاجِلَه) olan hidayet semeresine işarettir. İkinci اُولٰٓئِكَ hidayetin semere-i âcilesine (اٰجِلَه) işarettir.

Evet, her bir اُولٰٓئِكَ mâkabline bir fezleke, bir icmaldir. Fakat erkân-ı İslâmiye me'haz tutulmakla, birinci اُولٰٓئِكَ yi birinci اَلَّذ۪ينَ ye rabtı ve ikisinin de ümmi mü'minlere tahsisi ve keza erkân-ı imaniye

SAYFA 71

ile yakîn me'haz tutulmakla ikinci اُولٰٓئِكَ yi ikinci اَلَّذ۪ينَ ye rabtı ve ikisinin de ehl-i kitap mü'minlere ircâı daha evlâdır.

İkincisi: اُولٰٓئِكَ nin tekrarı, her iki saadetin gerek hidayete gerek onların medh ü senalarına müstakil ve ayrı ayrı gayeler ve sebepler olduklarına işarettir. Fakat ikinci اُولٰٓئِكَ nin hükmüyle beraber, birinci اُولٰٓئِكَ ye işareti daha evlâdır.

Üçüncüsü: Zamirü'l-fasl olan هُمْ ehl-i kitaptan olup Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâma iman etmeyenlere bir ta'riz olmak üzere bu cümle ile yapılan hasrı tekid etmek ile beraber, güzel bir nükteyi tazammun etmiştir. Şöyle ki:

Mübteda ile haber arasında bulunan هُمْ zamiri, mübtedayı çok haberlere mübteda yapar. Ve bu gibi haberlerin tayinini de hayale havale eder. Yani haberlerin mahdud ve muayyen olmadığını hayale arz etmekle hayali, münasip haberleri taharri etmeye teşvik eder.

Nasıl ki Zeyd'i ele almakla "Zeyd âlimdir, Zeyd fâzıldır, Zeyd güzeldir." gibi Zeyd'in sıfatlarından çok hükümleri dizebilirsin. Kezalik اُولٰٓئِكَ den sonra gelen هُمْ zamiri hayali harekete getirmekle "Onlar ateşten kurtulurlar." "Onlar cennete girerler." "Onlar rü'yete mazhar olurlar." ve daha bu gibi sıfatlarına münasip çok hükümleri ve cümleleri hayale yaptırır.

Dördüncüsü: اَلْمُفْلِحُونَ kelimesindeki اَلْ hakikati tasvire işarettir. Sanki lisan-ı haliyle diyor ki: "Eğer müflihlerin hakikatini görmek istersen اُولٰٓئِكَ nin âyinesine bak, sana temessül edecektir." Yahut onların tayin ve temyizlerine işarettir. Sanki diyor: "Ehl-i felâh olanları

SAYFA 72

tanımak istersen اُولٰٓئِكَ ye bak, içindedirler." Veya hükmün zâhir ve bedihî olduğuna işarettir.

Beşincisi: Felâh ve necat yollarını tayin etmeyen اَلْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ıtlak, tamim içindir. Şöyle ki:

Kur'an'a muhatap olan, matlubları ve istekleri muhtelif pek çok tabakalardır ki bir kısmı, ateşten necat istiyorlar; bir kısmı, cennete girmek istiyorlar; bir kısmı, rü'yete mazhar olmak istiyorlar. Ve bunlar gibi o tabakaların pek çok dilekleri vardır. Kur'an-ı Kerîm اَلْمُفْلِحُونَ kelimesini âmm ve mutlak bırakmıştır ki herkes istediğini takip etsin.