İşârât-ül İ'caz · s. 53
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Kur'an-ı Kerîm, bu âyet gibi çok âyetlerde terkiplerin, kelâmların muhtemel bulundukları ihtimallerden, vecihlerden bir ihtimalini veya bir vechini bir emare ile tayin etmemekle, nazm-ı kelâmı mürsel ve mutlak bırakmıştır. Bu da i'cazı intac eden îcaza menşe olarak latîf bir sırdır. Şöyle ki:
Belâgat, mukteza-yı hale mutabakattan ibarettir. Kur'an'ın muhatapları, muhtelif asırlarda mütefavit tabakalardır. Bu tabakalara müraaten, muhavere ve mükâlemeyi o asırlara teşmil etmek üzere, çok yerlerde tamim için hazf yapıyor; çok yerlerde nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki ehl-i belâgat ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimaller çoğalsın ki her asırda her tabaka, fehimlerine göre hissesini alsın.
Bu âyeti mâkabliyle nazım ve rabteden münasebet:
Kur'an-ı Kerîm, evvelki âyetle tamim yaptıktan sonra, bu âyetle tahsis yapmıştır. Evet bu âyet, ehl-i kitaptan iman edenleri tahsisle şereflerini ilan ve imana gelmeyenleri imana teşvik ediyor. Abdullah İbn-i Selâm ele alınarak diğerlerinin Abdullah İbn-i Selâm gibi olmaları için yapılan teşvik gibi.
Ve keza Kur'an-ı Kerîm'in bütün ümmetlere ve risalet-i Muhammediyenin bütün milletlere şâmil olduklarını tasrih etmek üzere, her iki اَلَّذ۪ينَ ile مُتَّق۪ينَ nin her iki kısmına tansis edilmiştir.
Ve keza يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ sadefinde bulunan imanın rükünlerini beyan etmek için icmalden sonra tafsile geçmiştir. Çünkü bu âyet; kitaplara, kıyamete sarahaten; rusül ve melâikeye zımnen delâlet eder.
Kur'an-ı Azîmüşşan burada
وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْاٰنِ
gibi îcazlı ifadeleri terk edip
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ
ile itnabı ihtiyar etmiştir. Şu itnab, bu makamı yüksek nükte ve letaifle tezyin etmek için ihtiyar edilmiştir:
1- Esma-i mevsule ve mübhemeden bulunan اَلَّذ۪ينَ burada hükmün medarı ve maksadın esası iman sıfatı olduğuna ve mevsufu ile sair sıfatları iman sıfatına tabi ve altında görünmez bir durumda olduklarına işarettir.
2- Yalnız zamanların birinde sübutu ifade eden مُؤْمِنُونَ kelimesine bedel fiil sîgasıyla يُؤْمِنُونَ tabiri, nüzul ve zuhur tekerrür ettikçe imanın teceddüd ettiğine işarettir.
3- İbhamı ifade eden مَا iman-ı icmalînin kâfi geldiğine ve imanın, hadîs gibi bâtınî ve Kur'an gibi zâhirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir.
4- اُنْزِلَ maddesi itibarıyla Kur'an'a iman, Kur'an'ın Allah'tan nüzulüne iman demek olduğunu gösteriyor. Kezalik Allah'a iman; Allah'ın vücuduna iman, âhirete iman, âhiretin gelmesine iman demektir.
5- اُنْزِلَ maziye delâlet eden heyeti itibarıyla, henüz nâzil olmayanın nüzulü, nâzil olanın nüzulü kadar muhakkak olduğuna işarettir. Maahâzâ يُؤْمِنُونَ deki istikbal اُنْزِلَ nin maziliğinden neş'et eden noksanı telafi eder. Yani henüz nâzil olmayan kısım اُنْزِلَ nin şümulü dâhilinde değilse de يُؤْمِنُونَ nin şümulü altındadır.