Emirdağ Lâhikası 1 · s. 164
Bir Derece Mahremdir
Geçen kışta bana karşı sû-i kasdların, inayet-i İlahiye ile ve duanızın yardımıyla gelen sabır ve tahammülüm neticesinde akîm kalan planı pek geniş bir tarzda olduğuna delil ise bu yakında Reisicumhur, Afyon'da demiş: "Bu vilayette din cihetinde bir karışıklık çıkacağını zannederdik."
Demek, gizli komite beni sıkıştırmakla bir hâdise çıkarmak istiyordular. Bir ecnebi müdahalesi hesabına ve Müslümanlar ve vatan zararına, bütün bütün kanunsuz ve keyfî bir tarzda, damarıma şiddetle dokunan ihanetler ve sıkıntılarla tazipleri, onlara dünyada tam zarar, âhirette cehennem ve sakar ve bize, dünyada mükemmel sevap ve zafer ve âhirette inşâallah cennet ve âb-ı kevseri kazandırır.
Demek, bu gizli planı Heyet-i Vekile ve Reis hissetmiştiler ki buralarda umum memurlar, hattâ vali ve kaymakam, zabıta benimle görüşmekten kaçıyor ve ürküyordular. Ben de hayret ederdim. Fakat elimizde yalnız Nur bulunduğunu ve siyaset topuzu bulunmadığını, zerre kadar aklı bulunanlar anladılar. Garibdir ki en ziyade lehime çalışması lâzım olan bazı vazifedarlar, aleyhimde istimal ve istihdam edildi.
Nurcular, çok ihtiyat ve dikkat ve temkinde bulunmaları lâzımdır. Çünkü manevî fırtınalar var, bazı dessas münafıklar her tarafa sokulur. İstibdad-ı mutlaka dinsizcesine taraftarken hürriyet fırkasına girer tâ onları bozsun ve esrarlarını bilsin, ifşa etsin.
Hem Salahaddin'in Asâ-yı Musa'yı Amerikalıya vermesi münasebetiyle deriz:
"Misyonerler ve Hristiyan ruhanîleri hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı; İslâm ve İsevî dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak. Tabaka-i avama müsaadekâr ve vücub-u zekât ve hurmet-i riba ile burjuvaları avamın yardımına davet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp onlara bir imtiyaz verip bir kısmını kendi tarafına çekebilir." Her ne ise… Bu defa sizin hatırınız için kaidemi bozdum, dünyaya baktım.
Said Nursî
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Çok ehemmiyetli mektuplarınıza bir tek muhtasar cevaba mecburiyetim var.
Evvela: Sualleri çok nurlu hakikatlerin zuhuruna vesile olan Re'fet'in hem masumlara Kur'an ve Nurları ders vermesi hem kendisi Nur Lem'alarıyla meşgul olması hem tashihatta bana ve Hüsrev'e yardım etmesi hem İstanbul'da Asâ-yı Musa'nın insaflı âlimlerin ellerine geçmesine çalışması, çok şâyan-ı tebriktir. Ve yeni sualine şimdi cevap verilmez, daha zamanı gelmemiş.
Kahraman Burhan'ın Serbest Fırkasının reisine verdiği cevap güzeldir. Evet Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatleriyle bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşâallah bir sebep çıkar(Hâşiye) o istibdadı kıracak, masum ve mazlum Nurcuları kurtaracak.
Fakat çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır.Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tabi ve dâhil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinad olur. Fakat siyaset hesabına değil belki Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bazı kardeşler, Nurlar namına değil belki kendi şahısları namına girebilir. Hususan mübarek Isparta'nın şimdiye kadar Nurlar medresesi olması ve muarızların dahi ona çok ilişmemesi noktasında, dâhilde tarafgirane vaziyet almamak, muterizlerin nedametine ve hakikate dönmelerine bir vesile olabilir. Siz daha iyi bilirsiniz.
Salahaddin'in mektubu, birkaç cihette ehemmiyetlidir. Amerika âlimleri elbette Asâ-yı Musa Risalesi'ne lâkayt kalmayacaklar. Eğer dini, din için seven kısmının ellerine geçse fütuhat yapar. Yoksa bazı enaniyetli hocalarımız gibi kıskançlık damarıyla neşrine ve tervicine çalışmaları meşkuktur. Her ne ise… İnayet-i İlahiyeye havaledir.
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Evvela: Tahirî'nin İstanbul'a gitmesi, inşâallah hayırdır. Ve Hüsrev'in pek çok vazifelerini tamamen yapması, kanaatim geldi ki Barla'da bulunduğum zaman bütün yazanların tashihatını ve telif hizmetini yapmamda tahakkuk eden büyük inayet ve hârika muvaffakiyet aynen Hüsrev'de, yardımcılarında dahi numunesi var.
Sâniyen: Tahirî'nin Denizli hapsinde unutulmaz hâlisane hizmeti ile ve Nurlara sarsılmaz sadakatiyle ve yanılmaz zekâvetiyle ve çekilmez bahadırlığıyla, daire-i Nur'da ehemmiyetli makamı için bütün bu defaki mektubunu Lâhika'ya geçirdik. Başta Nur'un şakirdlerinden validesi Zübeyde olarak akrabasına ve rüfekasına selâm ederim. Cenab-ı Hak onlardan ebeden razı olsun, âmin!
Sâlisen: Nesli Kureyşîlerden Ahmed Kureyşî, muhterem pederiyle ve ammizadesi Ahmed ile Nurların has nâşir ve talebelerinden olması, o havali şakirdlerinin namına Nurlar hakkında güzel manzum fıkraları Lâhika'ya girdi. Cenab-ı Hak onları muvaffak eylesin, âmin!
Râbian: Eğirdir kasabasında, isimlerini yazmadığım gayet ehemmiyetli kardeşlerimiz var. Onlara ve Mehmed Sabri gibi büyük santrala istinaden ve Sabri'nin yazısına benzettiğim dikkatli ve güzel ifadeli bir mektubu çalışkan ve ciddi kardeşlerimizden Çilingir Ali'den aldım. Onun arzusuyla aynını Lâhika'ya geçirdik. Ona ve onu çalıştırana mâşâallah ve veffekakümullah deriz.
Aziz, sıddık, âlîcenab eski ve yeni kardeş Yeşil Salih!
Benden, sergüzeşte-i hayatıma ait sorduğun maddelere gayet kısa ve mücmel işaret edilecek. Bir zaman sonra inşâallah başkalar izahla cevap verecekler. Fakat tarihe geçmek ve bu asır âlimlerinin içinde kendi âdi şahsımı nesl-i âtiye göstermek, bildirmek ne isterim ve ne de liyakatim var. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ederim ki beni bana beğendirmemiş, dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.
Hem insanlara kendini bildirmek, bir şöhret-perestlik olmasından bir enaniyet, bir hodfüruşluk, bir riyakârlık ihtimali var. Bu ise bizim gibilere tam zarardır.
Hem ben, madem bu asırda maddeten ve manen münferid yaşamaya ve hayat-ı içtimaiyeden çekilmeye mecbur olmuşum; elbette hakkım yoktur ki hayat-ı içtimaiyeyi geçirenler içinde tarihe binip istikbaldekilere görüneyim.
Yalnız bu cihet var ki Risale-i Nur, bu vatana ve bu millete pek büyük menfaati, mahkemelerin ve ehl-i vukufların müttefikan kararlarıyla tahakkuk etmiş. Bu nokta-i nazarda, benim ehemmiyetsiz, bîçare, perişan, çok kusurlu şahsiyetim değil belki yalnız Kur'an'ın malı ve meali olan Risale-i Nur namına, sizin suallerinize cevap için ben işaretler ederim, sonra da Risale-i Nur ve şakirdleri izahla cevap versinler.
Evvela: Otuz sene evvelki hayatımın tarihçesini merhum Abdurrahman yazmış, tabedilmiş.
Sâniyen: Risale-i Nur'un zuhur zamanının bir nevi tarihçesi Eskişehir hapsinin müdafaanamesiyle (Yirmi Yedinci Lem'a olmuş) ve Denizli hapsindeki Müdafaa Risaleleriyle (On Birinci ve On İkinci Şuâ) İhtiyarlar Lem'ası ve Âyet-i Hasbiye Risalesi ve On Altıncı Mektup'la Hücumat-ı Sitte ve İşarat-ı Selâse ve İşarat-ı Seb'a risaleleri gibi Nur eczaları, suallerinize tafsilen cevap vermek için mahkeme bana iade ettiği ve şimdi elimde bulunmayan risaleler, bir zaman elinize gelecek. İnşâallah sizi hiç unutmayacağım. Bu halimde bu alâkadarlığınız, benim çok ağır sıkıntılarımı hafifleştirdi. Allah senden razı olsun, âmin!
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Bir bîçare vesveseli ve hassas ve dinsizlerle görüşen bir adam, meşhur dua-i Nebevî olan Cevşenü'l-Kebir hakkında ve akıl haricindeki sevap ve faziletine dair bir hadîsi görmüş, şüpheye düşmüş. Demiş: "Râvi, Ehl-i Beyt'in imamlarındandır. Halbuki hadsiz bir mübalağa görünüyor. Mesela, içinde der: Bu duaya Kur'an kadar sevap verilir. Hem göklerdeki büyük melâikeler, o dua sahibini gördükçe, kürsîlerinden inip ona pek büyük bir tevazu ile hürmet ederler. Bu ise aklın ve mantığın mikyaslarına gelmez." diye Risale-i Nur'dan imdat istedi.
Ben de Kur'an'dan ve Cevşen'den ve Nurlardan gayet kat'î ve tam akıl ve hikmete mutabık bir cevap verdim. Size gayet kısa bir icmalini beyan ediyorum. Şöyle ki ona dedim:
Evvela: Yirmi Dördüncü Söz'ün Üçüncü Dal'ında on adet usûl var, böyle şüpheleri esasıyla keser, izale eder. Ona bak, cevabını al.
Sâniyen: Her gün bütün ümmet kadar hasenat ona işlenen ve bütün ümmetin saadetlerine yardım eden ve ism-i a'zamın mazharı ve kâinatın çekirdek-i aslîsi hem en mükemmel ve câmi' meyvesi olan Zat-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâm o duanın kendi hakkında o azîm mertebesini görmüş, ona haber veren Cebrail aleyhisselâmdan işitmiş, başkalarını kendine kıyas etmiş veya edilmiş.
Demek, o pek fevkalâde ve acib sevap, Zat-ı Ahmediye'nin (asm) velayet-i kübrasından ona gelmiş. Küllî, umumî değil. Belki o duanın mahiyetinde böyle hârika bir kıymet var ve ism-i a'zam mazharı olan zatın tebaiyetiyle başkalara dahi o sevap mümkündür. Fakat gayet ehemmiyetli şartları var, yalnız okumak kâfi gelmez. Yoksa muvazene-i ahkâmı bozar, farzlara ilişir.
Sâlisen: O dua, nasıl ki Zat-ı Ahmediye'ye baktığı vakit mübalağadan münezzeh ve ayn-ı hakikat oluyor. Öyle de o duadaki yüzer esma-i hüsnanın hakikatlerine baktığı zaman, değil mübalağa belki onların nihayetsiz tecellilerinden gelmesi mümkün ve gelebilen feyizlerin nihayetsizliğini göstermek için pek az bir kısmını Muhbir-i Sadık (asm) haber vermiş ve teşvik için mübhem ve mutlak bırakmış. Sonra mürur-u zamanla o kaziye-i mümkine ve mutlaka, bilfiil vaki ve külliye telakki edilmiş.
Râbian: "Yirminci Lem'a-i İhlas"ta bir adama beş yüz senelik bir genişlikte bir cennet verilmesine dair olan bir hâşiye var. Ona da bak, gör ki o koca cennetin verilmesi, bilmediğimiz tarzda bir mâlikiyet değil belki insan nasıl hususi hanesine çok cihetlerle mâliktir, sahiptir; öyle de zemin yüzündeki şeylere çok duygularıyla bir nevi mâliktir, tasarruf ve istifade edebilir.
Hem koca dünyayı, benim hanemdir, bana vermiş ve güneş lambamdır diyebilir. Demek bazı fevka'l-had, hârika ve akıl haricindeki bir kısım sevaplar, bu mezkûr hakikate bakar.
Hem İslâmiyet'te her sevabın, her fazilet-i a'malin en evvel mazharı ve bizlerin bir duada, bir zerre sevabımızda, o duada bir dağ kadar sevap ve feyzi kazanan Zat-ı Ahmediye (asm) hususi virdler ve dualar ve şeriat ve risalet cihetiyle değil belki velayet-i Ahmediye noktasında ve umumî olmayan derslerinde, kendine verilen en yüksek mertebeyi beyan eder. Kendine tam tebaiyet eden has vârislerini, o noktalara teşvik eder.
وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
dedim.
O vesvese edip şüphelere düşen adam, lillahi'l-hamd kurtuldu, tam kanaati geldi. Belki sizin bazılarınıza faydası var diye size de gönderdim.
Umumunuza binler selâm…
s. 165 (Hâşiye) Demokrat çıktı, bir derece kırdı.