Kastamonu Lâhikası · s. 199
yeni hurufu, bir iki risale için kabul ettiğimiz halde matbaacılar çekindiler, o hayr-ı azîmi kaybettiler. Siz o iki risaleyi bizim hesabımıza, kahraman kardeşlerimizden yirmi otuz zata tevzi ederek, yirmi otuz nüshayı eski hurufla yazdırınız. Yazan kalem sahiplerine daimî hasenat kazandıran o pek büyük hayrı, siz kazanınız. Eğer yeni hurufla, el makinesiyle o iki risaleden yazılmış nüshalar varsa bize bazı nüshalar gönderiniz.
İşarat-ı Kur'aniye ve üç Keramet-i Aleviye ve Keramet-i Gavsiye hakkındaki Sikke-i Gaybiye Risalesi'ne bir tenbih ve ihtardır
Bu gayet mahrem risaleler, nasılsa muannid bir nâmahremin eline bu risalelerden birisi geçmiş. Gayet sathî ve inat nazarıyla bir iki yerine haksız bir itiraz ile ehemmiyetli bir hâdiseye sebebiyet verdiğinden bu mecmua Risale-i Nur'un has talebelerine belki ehass-ı havassa mahsus olduğu halde ve benim vefatımdan sonra intişarına müsaade olmasıyla beraber; şimdi mezkûr hâdisenin sebebiyle herkese değil belki ehl-i insaf ve Risale-i Nur'la alâkadar ve talebelerinden bulunanlara, haslardan birkaç şakirdin tensibiyle gösterilebilir fikriyle yazdık.
İkinci Nokta: Bu risale (Sikke-i Gaybiye) baştan aşağıya kadar bir tek neticeye bakar. Bine yakın emarelerle, Risale-i Nur'un makbuliyetine gaybî bir imza basıldığını ispat ediyor. Böyle bir tek davaya bu derece kesretli ve ayrı ayrı cihetlerde binler emareler ve îmalar onu göstermesi ilmelyakîn değil belki aynelyakîn, belki hakkalyakîn derecesinde o davayı ispat eder.
Üçüncü Nokta: Bu risaleyi mütalaa eden zatlar, inceden inceye, hususan cifrî hesabatına meşgul olmaya lüzum yok. Hem bir kısmı anlaşılmasa da zararı yok. Hem umumunu okumak da lâzım değil. Hem Keramet-i Gavsiye'nin âhirinde, iki yüz yirmi dördüncü sahifede, Şamlı Hâfız Tevfik'in fıkrasından başlayıp âhire kadar mütalaadan sonra ve baştaki mukaddimeyi de okuduktan sonra istediği parçayı okusun.
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Hem Kâtip Osman'ın hem mübareklerden İbrahim'in hem Nur fabrika sahibinin hem Hulusi-i Sâni'nin mektupları bir iki günde geldiler. Merak ile mahzun kalbimizi müferrah eylediler.
Kâtip Osman'ın mektubunda, hususi selâmlarını gönderdiği zatların, hususan kahraman Rüşdü, Zühdü Bedevî ve Nuri kardeşlerimize hâssaten ve umuma selâm ve selâmetlerine dua... Ve Hüsrev'in yakında gelmesinin tebşiri, onun hakkındaki merakımızı izale etti. Mâşâallah Kâtip Osman da Hüsrev gibi mûcib-i merak noktaları yazıyor.
Onun mektubunu getiren Halıcı İbrahim demiş ki: "Sıddık Süleyman Rüşdü buraya gelmek ihtimali var." O kahraman kardeşim yakînen bilsin ki ben, ondan ziyade ona müştakım. Fakat o her gün, has dairesinin birinci safında manen yanımızda bulunuyor, manevî kazançlarımıza da hissedar oluyor.Bizim mesleğimizde sohbet-i suriye ehemmiyeti azdır. Hem bu dehşetli ameliyat-ı dâhiliye hengâmında ve yol masrafı çok ziyade olduğundan, gelmek münasip olmuyor. Ve vehham ehl-i dünya, burada ziyade bize dikkat ediyorlar. Hattâ bu bayramda kapımı ziyaretçilere kapadık.
Hâfız Ali'nin mektubunda Rüşdü'nün bir teşebbüsü var ki gençlere ait dört beş parça ders ki Hâfız Mustafa'ya vermiştim ki tabetsin. Cenab-ı Hakk'a şükür, sizin kesretli kalemleriniz matbaaya ihtiyaç bırakmıyor. Eğer kolayca, ucuzca mümkün olsa eski veya yeni hurufla yaparsınız.
Hâfız Ali'nin mektubunda, Risale-i Nur'a karşı kemal-i mahviyetle kemal-i ihlası ve irtibatı, onun eskiden beri takdir ettiğim bir hâsiyet-i mümtaziyesini göstermekle beraber, benim gibi bir bîçareyi de şefaatçi yapıp ben de onun kemal-i samimiyetini şefaatçi yapıp duasına âmin derim.
Mübarek köyünden, mübarekler cemaatinden, mübarek İbrahim'in bereketli mektubunu okudum. Beni memnun eden çok sözler var içinde. Ve bilhassa benim başıma yağan yağmurdan rüyada içmesi ve biraderzadesi Osman'ın ileride Risale-i Nur'a talebe olması için kendini okutması bizi mesrur eyledi. Cenab-ı Hak öyle mübarekleri o köyde çoğaltsın, âmin!
Aziz, sıddık kardeşlerim!
Risale-i Nur'un hakkaniyetine ve ehemmiyetine dair bir imza-yı gaybî hükmünde olan yazdığınız Mecmua-i İşarat'a, Lâhika'dan intihab ettiğinizden iki misli daha ilâve ettik. Eğer siz de kendinize öyle bir mecmua yazmışsanız, ilâve ettiğimiz miktarı size de göndereceğiz. Bu mecmuanın gösterdiği kıymet Risale-i Nur'da bulunduğunu, bu zamanın dehşetli fırtınaları ispat ediyor.
Evet kardeşlerim, Hazret-i İsa aleyhisselâm İncil-i Şerif'te demiş ki: "Ben gidiyorum tâ size tesellici gelsin." Yani Ahmed aleyhissalâtü vesselâm gelsin, demesiyle Kur'an'ın beşere gayet büyük bir neticesi, bir gayesi, bir hediyesi; tesellisidir.
Evet, bu dehşetli kâinatın fırtınaları ve zeval ve tahribatları içinde ve bu boşluk, nihayetsiz fezada her şey ile alâkadar olan insan için hakiki teselliyi ve istinad ve istimdad noktalarını yalnız Kur'an veriyor. En ziyade o teselliye muhtaç bu zamandır. Bu asırda en ziyade kuvvetli bir surette o teselliyi ispat eden, gösteren Risale-i Nur'dur. Çünkü zulümat ve evhamın menbaı olan tabiatı, o delmiş geçmiş, hakikat nuruna girmiş. On Altıncı Söz gibi ekser parçalarında, hakaik-i imaniyenin yüzer tılsımlarını keşif ve izah edip aklı inkârdan ve tereddütlerden kurtarmış.
İşte bu hakikat içindir ki bu çok usandırıcı ve dehşetli zamanda, usandırmayacak bir tarzda, çok tekrar ile beraber, aklı başında olanları Risale-i Nur'la meşgul ediyor. Re'fet Bey'in mektubunda dediği gibi "Risale-i Nur'un en bâriz hâsiyeti, usandırmamak. Yüz defa okunsa yüz birinci defa yine zevkle okunabilir." diye pek doğru demiş.
Risale-i Nur'un tercümanı, hakiki vazifesinin haricinde dünyadaki istikbaliyata ara sıra bakması, bir derece zâhirî bir müşevveşiyet verir. Mesela, bundan otuz kırk sene evvel diyordu: "Bir nur gelecek, bir nurani âlemi göreceğiz." deyip o mana, geniş bir dairede ve siyasette tasavvur edilmiş.
Hem bundan on dört on beş sene evvel "Dinsizliği çevirenler müthiş semavî tokatlar yiyecekler." diye büyük, geniş, küre-i arz dairesindeki bu dehşetli hâdiseyi, dar bir memlekette ve mahdud insanlarda tasavvur etmiş. Halbuki istikbal, o iki ihbar-ı gaybiyeyi tasavvurunun pek fevkinde tefsir ve tabir eyledi.
Evet, Eski Said'in "Bir nur âlemi göreceğiz." demesi, Risale-i Nur dairesinin manasını hissetmiş; geniş bir daire-i siyasiye tasavvur ettiği
gibi Sırr-ı İnna A'tayna'nın remziyle, on üç on dört sene sonra "Dinsizliği, zındıklığı neşredenler, pek müthiş tokatlar yiyecekler." deyip o hakikati dar bir dairede tasavvur etmiş. Şimdi zaman, o iki hakikati tam tabir ve tefsir etti.
Evet, başta Isparta vilayeti olarak Risale-i Nur dairesi, birinci hakikati pek parlak ve güzel bir surette gösterdiği gibi; ikinci hakikati de medeniyet-i sefihenin tuğyanını ve maddiyyunluk(Hâşiye) taununun aşılamasını çeviren ve idare eden ervah-ı habîsenin başlarına gelen bu dehşetli, semavî tokatlar, geniş bir dairede o Sırr-ı İnna A'tayna'nın hakikatini tam tamına ispat etmiş.
Risale-i Nur kat'î bürhanlara istinaden hükümleri; sair hakaikte aynı aynına, tevilsiz, tabirsiz hakikat çıkması ve yalnız işarat-ı tevafukiye ve sünuhat-ı kalbiyeye itimaden beyanatı, böyle dünyevî olan mesail-i istikbaliyede neden bazen tabir ve tevile muhtaç oluyor, diye hatırıma geldi.
Böyle bir cevap ihtar edildi ki: Gaybî istikbal-i dünyevîde ve dünya işlerinde başa gelen hâdisatı bildirmemekte; Cenab-ı Erhamü'r-Râhimîn'in çok büyük bir rahmeti saklandığını ve gaybı gizlemekte çok ehemmiyetli bir hikmeti bulunduğu cihetle, gaybî şeyleri haber vermekten yasak edip yalnız mübhem ve mücmel bir surette ya ilham veya ihtar ile bir emareyi vesile ederek, keşfiyatta ve rüya-yı sadıkada bir kısım gaybî hakikatleri ihsas eder.O hakikatlerin hususi suretleri, vukuundan sonra bilinir.
Kardeşlerim! Bu defa Hilmi Bey ile gelen Re'fet ve Rüşdü'nün mektupları bizi çok sevindirdi. Zaten Hüsrev, Re'fet, Rüşdü Risale-i Nur'a intisapta eskiden beri beraber bulunmalarından ben, birisini tahattur etsem üçü birden hatıra geliyor. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ki bu dehşetli fırtınalar onları ve sizleri sarsmadı. Mâşâallah Re'fet şimdi de eski sadakatini ve tam alâkasını tamamıyla muhafaza ettiğini anladık. Bir iki senedir ondan hiçbir mektup ve hizmet-i Kur'aniyedeki vaziyetinden bir haber alamamıştım, merak ediyordum. Bu defa mektubunda "Ne vakit bir araya gelsek Sözler'den birini açıp okuyoruz, tatlı tatlı istifade edip Üstadımızla görüşüyoruz." demesi, bizi sürur ile şükre sevk etti. Sadakatte namdar Rüşdü'nün mektubunda merak ettiğim
s. 202 (Hâşiye) Evet, maddiyyunluk taununun hastalığı nev-i beşere bu dehşetli sıtmayı ve küre-i arza bu titremeyi vermiştir.