Risale-i Nur

Asâ-yı Mûsa · s. 248

SAYFA 248

ON İKİNCİ BÜRHAN

Gel, ey bir parça aklı başına gelen birader! Bütün on bir bürhan kuvvetinde bir bürhan daha göstereceğim. İşte bak, yukarıdan inen ve herkes ona hayretinden veya hürmetinden kemal-i dikkatle bakan, şu

SAYFA 249

nurani fermana(Hâşiye) bak. O bin nişanlı zat, onun yanına durmuş, o fermanın mealini umuma beyan ediyor.

İşte şu fermanın üslupları öyle bir tarzda parlıyor ki herkesin nazar-ı istihsanını celbediyor ve öyle ciddi, ehemmiyetli meseleleri zikrediyor ki herkes kulak vermeye mecbur oluyor. Çünkü bütün bu memleketi idare eden ve bu sarayı yapan ve bu acayibi izhar eden zatın şuunatını, ef’alini, evamirini, evsafını birer birer beyan ediyor. O fermanın heyet-i umumiyesinde bir turra-i a’zam olduğu gibi bak her bir satırında, her bir cümlesinde taklit edilmez bir turra olduğu misillü, ifade ettiği manalar, hakikatler, emirler, hikmetler üstünde dahi o zata mahsus birer manevî hâtem hükmünde ona has bir tarz görünüyor.

Elhasıl, o ferman-ı a’zam, güneş gibi o zat-ı a’zamı gösterir; kör olmayan görür.

İşte ey arkadaş! Aklın başına gelmiş ise bu kadar kâfi. Eğer bir sözün varsa şimdi söyle.

O inatçı adam cevaben dedi ki: “Ben, senin bu bürhanlarına karşı yalnız derim, Elhamdülillah inandım. Hem güneş gibi parlak ve gündüz gibi aydın bir tarzda inandım ki şu memleketin tek bir mâlik-i zülkemali, şu âlemin tek bir sahib-i zülcelali, şu sarayın tek bir sâni’-i zülcemali bulunduğunu kabul ettim. Allah senden razı olsun ki beni eski inadımdan ve divaneliğimden kurtardın. Getirdiğin bürhanların her birisi tek başıyla bu hakikati göstermeye kâfi idi. Fakat her bir bürhan geldikçe daha revnaktar daha şirin daha hoş daha nurani daha güzel marifet tabakaları, tanımak perdeleri, muhabbet pencereleri açıldığı için bekledim, dinledim.”

Tevhidin hakikat-i uzmasına ve “âmentü billah” imanına işaret eden hikâye-i temsiliye tamam oldu. Fazl-ı Rahman, feyz-i Kur’an, nur-u iman sayesinde tevhid-i hakikinin güneşinden, hikâye-i temsiliyedeki on iki bürhana mukabil, on iki lem’a ile bir mukaddime göstereceğiz.*

وَ مِنَ اللّٰهِ التَّوْف۪يقُ وَ الْهِدَايَةُ

SAYFA 250

FİHRİST

Mukaddimat: 4

Birinci Kısım

(Meyve Risalesi)

Birinci Mesele: 9

İkinci Meselenin Hülâsası: 11

Üçüncü Mesele: 14

Dördüncü Mesele: 18

Beşinci Mesele: 20

Altıncı Mesele: 21

Yedinci Mesele: 25

Sekizinci Meselenin Bir Hülâsası: 38

Dokuzuncu Mesele: 53

Onuncu Mesele (Emirdağı Çiçeği): 59

Onuncu Mesele’nin Hâşiyeleri: 69

Hüsrev’in Üstadına Mektubu: 71

On Birinci Mesele: 73

On Birinci Mesele’nin Hâtimesi: 82

Hüsrev’in Bir Mektubu: 89

Isparta Risale-i Nur Talebelerinin Bir Mektubu: 90

SAYFA 251

İkinci Kısım

(Hüccetullahi’l-Bâliğa)

Birinci Hüccet-i İmaniye

(Âyetü’l-Kübra’dan on dokuz mertebe): 97

İkinci Hüccet-i İmaniye

(Otuz İkinci Söz’ün Birinci Mevkıfı): 141

Üçüncü Hüccet-i İmaniye

(Tabiat Risalesi): 155

Tabiat Risalesi’nin Hâtimesi: 171

Dördüncü Hüccet-i İmaniye

(İsm-i Adl Nüktesi): 177

Beşinci Hüccet-i İmaniye

(İsm-i Hakem Nüktesi): 181

Altıncı Hüccet-i İmaniye

(Haşir Risalesi’nden Dokuzuncu Hakikat): 190

Yedinci Hüccet-i İmaniye

(On Yedinci Pencere): 194

Sekizinci Hüccet-i İmaniye

(Münâcat Risalesi): 196

Dokuzuncu Hüccet-i İmaniye

(Dokuzuncu Şuâ): 215

Onuncu Hüccet-i İmaniye

(Yirminci Mektup’un Birinci Makamı): 228

On Birinci Hüccet-i İmaniye

(Yirmi İkinci Söz’ün Birinci Makamı): 237

s. 248 (Hâşiye-1) Mühim lamba Kamer'dir ki onun işaretiyle iki parça olmuş. Yani Mevlana Câmî'nin dediği gibi "Hiç yazı yazmayan o ümmi zat, parmak kalemiyle sahife-i semavîde bir elif yazmış, bir kırkı iki elli yapmış." Yani şaktan evvel, kırk olan mime benzer; şaktan sonra iki hilâl oldu, elliden ibaret olan iki nuna benzedi.

s. 248 (Hâşiye-2) Büyük bir nur lambası Güneştir ki Arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden Güneşin görünmesi, kucağında Peygamber'in (asm) yatmasıyla ikindi namazını kılmayan İmam-ı Ali (ra) o mu'cizeye binaen ikindi namazını edaen kılmış.

s. 249 (Hâşiye) Nurani ferman Kur'an'a ve üstündeki turra ise i'cazına işarettir.

s. 249 (*) Bu kısım, Yirmi İkinci Söz'dedir.